
Bu bölümde; Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatında
yer alan, Mehdiyet ve Ahir Zaman konuları üzerinde, Hayrullah
Esendal tarafından yapılan araştırmaları göreceğiz:
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nın
pek çok yerinde, Peygamber Efendimiz'in müjdelediği Hz. Mehdi'nin
yakında geleceğini haber vermiş ve Mehdiyet hakkında hadislerde
geçen konulara açıklık getirmiştir. Mehdi'nin ve talebelerinin
geleceğiyle ilgili Üstad'ın ifadelerinden biri şöyledir:
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl
sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı
Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir."
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138 - Kastamonu Lahikası, 72)
1. Hz. Mehdi Hicri 1400'de Gelecektir.
Bediüzzaman, farklı tarihlerde yaptığı açıklamaların
hepsinde, Mehdi ve talebelerinin geliş zamanı olarak hicri 14.
yüzyılın başlarına işaret etmiştir. Bir sözünde, Mehdi'nin asr-ı
saadet döneminden 1400 sene sonra çıkacağını şöyle belirtmektedir:
"İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra
gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler."
(Sözler, 318)
Üstad'ın ifadesinde belirttiği, "sahabe döneminden
1400 sene sonrası" hicri 14. asrın başlarına,
yani miladi olarak 1979-1980 senelerine denk
gelmektedir.
"Fatiha'da doğru yolda olanlar ashabının taife-i
kübrasını tarif eden fıkrası, şeddesiz bin beş yüz altı veya
yedi ederek tam tamına fıkrasının makamına tevafuku ve manasına
tetabuku ve şedde sayılsa fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı
ve manen mutabakatı bu hadisin imasını te'yid edip remz derecesine
çıkartıyor." (Kastamonu Lahikası, 23)
Suyuti ümmetin icabet ömrünün hicri 1500
senesini geçmeyeceğini bildiriyor. Bediüzzaman Hazretleri de,
ümmetin galibane mücadelesinin 1500-1506 yıllarında biteceğini;
bundan sonra zayıflamaların başlayıp kıyametin bekleneceğini
belirtiyor. Ümmetin galibane ömrü 1500-1506
yıllarında bitecekse, o zaman 1400-1500 yılları arasında Mehdi
ve İsa (AS)'nın gelmesi, ayrıca Mehdi'nin de 1400 yılı başlarında
göreve başlaması gerekmektedir.
Bediüzzaman hicri 1327'de Şam'da
Emevi Camii'nde on bin kişiye verdiği hutbesinde, hicri 1371'den
sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta,
ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, beklenen Mehdi'nin mücadele
zamanlarına dikkat çekmektedir.
Bediüzzaman, Mehdi'nin göreve başlaması ve
inkarcı zihniyeti fikren mağlup etmesi ile ilgili olarak şu
tarihleri bildirmektedir:
"Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam'ın
mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet
şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin
mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz
manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını
ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin
cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra onları darmadağın
edecek." (Hutbe-i Şamiye, 25)
Şam'da yaptığı bu konuşmada, hicri 1371
senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Bediüzzaman
Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40
yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise hicri 1401-1411,
miladi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır.
Yine aynı konuşmanın devamında Üstad, Mehdi'nin
inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde
fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikri üstünlüğün tarihi
olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını
bildirmiştir. Bu da hicri 1421, yani miladi
2001 senesi demektir.
"Evet şimdi (1371) olmasa da otuz-kırk (30-40)
sene sonra...
Fen: Müspet ilimler, biyoloji,
fizik, kimya vs.
Hakiki marifet: Hüner, sanat ,
ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi.
Medeniyetin mehasini: Medeniyetin
iyiliklerini
O üç kuvvetle donatıp gerekli ihtiyacını
karşılayıp o dokuz engelleri yenip dağıtmak için,
Taharri-i hakikat meyelanı: Hakikati
araştırma meyli
Muhabbet-i insaniyeyi: İnsan sevgisini.
O dokuz düşman sınıfının cephesine göndermiş,
inşallah yarım asır sonra (50 sene) onları darmadağın eder."
1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)
Bediüzzaman hicri 1400 yılı başlarında Mehdi'nin
inkarcı felsefe ile mücadeleye başlaması zamanına, 1401-1411
= 1981-1991 yılları arası fen, hüner, sanat ve medeniyetin
iyiliklerini birleştirip bunlarla mücadelesine ve fikren darmadağın
edeceği tarih olarak da 1421 = 2001'e dikkat
çekiyor.
"Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya
başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra
fecr-i sadık çıkacak." (Hutbe-i Şamiye, 23)
Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş
doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta
yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'den
sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
1371 + 30 = 1401 = 1981
1371 + 40 = 1411 = 1991
Bediüzzaman İslam'ın dünyaya tekrar hakim
olmasını güneşin doğuşuna benzetiyor. Güneşin battıktan sonra
ertesi gün yeniden doğması gibi, İslam'ın da dünya üzerinde
tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret ediyor. Fecr-i
Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına
dikkat çekilmiştir.
Buna göre Hakkın karşısındaki batılı temsil eden
düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin dağıtılmaya
başlaması 1981-1991 yılları, fikren tam anlamıyla
susturulup dağıtılmasının ise 2001 yılında
olacağına işaret etmiştir.
Risale-i Nur Külliyat'ında, Mehdi'nin mücadele
ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler:
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek
istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan
başkasını istemiyor." 9/32 ayetindeki "...Allah, kendi
nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." cümlesi hakkında
Bediüzzaman şöyle demektedir:
"Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve
"mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı
dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri olabilir."
(Şualar / 605)
Bu ayetin ebced değeri ise "1424-Miladi:
2004" tür. Mehdi önderliğinde İslam'ın
hakimiyeti devrelerine işaret etmektedir.
"...inkar edenlerin velileri ise tağut'tur..."
2/257 ayetindeki "tağut" (batıl fikir sistemi) kelimesinin kendi
içinde çöküş tarihini de Bediüzzaman (ebced değerini) 1417 (miladi
1997) olarak vermektedir.
2. Hz. Mehdi Bediüzzaman'dan Sonra Gelecektir.
"Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar
var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen
ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse...
(Kastamonu Lahikası, 57)
Bediüzzaman Said Nursi, "hakiki beklenilen
ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini,
Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden
bir asır sonra geleceğini bildirmektedir. Bediüzzaman
hicri 13. asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır
olan hicri 14. asır Mehdi'nin çıkış zamanıdır.
"Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde
asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı
Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir.
Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz."
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
"Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli
şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden
istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki:
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya
çıkacak), bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri)
dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim)
ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere
zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle
o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)".(Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, 189)
Üstad, Mehdi'nin kendisi olmadığını, kendisinden
sonra geleceğini, "Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a
şükrederiz." şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi
ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.
"bid'atlar zulümatını (dine sonradan girmiş
hurafeleri) dağıtacak": Mehdi'nin tüm bidatları ortadan
kaldıracağını söylemiştir ki bu konu Üstad döneminde uygulamaya
geçmemiştir. Bidatların var olabileceği Müslümanlar tarafından
zikredilmeye daha yeni yeni başlamıştır. Ayrıca bidatların kalkmasının
dünyadaki tüm Müslümanlar tarafından uygulanması gerekmektedir.
3. Hz. Mehdi Geldiğinde Maddeci ve Tabiatçı Felsefenin
Azgınlığı
"Tabiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden
bir cereyan-ı nemrudane, gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye
vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkar edecek
bir dereceye gelir." (Emirdağ Lahikası, 259)
Materyalizmin hem Türkiye'de hem de dünyada kuvvet
bulması Üstad zamanında devam ettiği gibi, vefatından sonra
da 20. yy'ın sonlarına kadar devam etmiştir. Televizyon ve radyo
kanallarının gelişmesiyle, yazılı basının da desteğiyle etkileri
giderek artmıştır. Yani Üstad'ın "tabiiyyun, maddiyun felsefesini"
tamamen sonlandıracak bir çalışması olmamıştır. Bilakis Üstad'ın
vefatından sonra da materyalizm propagandası artarak 21. yy'a
kadar gelmiştir. Materyalizm ve evrim savunuculuğu
ancak son yıllarda hızlı bir şekilde çökmeye başlamıştır. Bu
mağlubiyet önde gelen materyalistler tarafından da itiraf edilmiştir.
4. Hz. Mehdi Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır.
Ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez
noktasını Mehdiyet teşkil eder. Ahir zamandaki önemli olayların
çoğu Mehdiyet etrafında gelişir. Ancak bu olayların yerleri
hakkında farklı farklı rivayetler mevcuttur. Bediüzzaman bu
konuya şu şekilde açıklık getirmiştir:
"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın
ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i
ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela:
Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan,
vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında
olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir
etmişler." (Sözler, 359)
Bir başka yerde de Üstad konuyu şöyle izah
etmiştir:
"Merkez-i Hilafet eski zamanda Irak'da, Şam'da
ve Medine'de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla daimi
öyle kalacak gibi mana verip, "Merkez-i Hilafet-i İslamiye"
yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadisin
mücmel haberlerini kendi içtihatlarıyla tavsil etmişler." (Şualar,
492)
Yani, Bediüzzaman'ın üstteki ifadelerinden
de anlaşıldığı gibi, ahir zaman hadislerini aktaran alimler,
ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini
esas alarak aktarmışlardır.
Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak,
her alim kendi zamanının Hilafet Merkezi olan Irak, Şam, Kufe,
Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları
da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır.
Ancak, ahir zaman olaylarının vuku bulduğu
yerle ilgili rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet
Merkezi'nde gerçekleştiğidir.
Bediüzzaman da bu sonuca varmıştır. Bilindiği
gibi, son hilafet merkezi "İstanbul"dur. Halifelik
bu yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden
bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Peygamberimizin
iki sancağı, kılıcı ve gömleği ile diğer mukaddes emanetler
İstanbul'dadır. Sonuç olarak, halen bu manevi ünvanı koruyan
tek şehir İstanbul'dur.
5. Hz. Mehdi'nin Üç Asli Görevi Vardır.
"Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, "Hz.
Mehdi Al-i Resul'ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin
üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün
bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler
cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç
büyük vazifesi olacak." (Emirdağ Lahikası, 259)
"Büyük Hz. Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve
siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad
aleminde." (Şualar, sf. 456)
Emirdağ Lahikası 259. sayfada fedakâr seyyidlerin
yardımından bahsediyor. Üstad seyyidler topluluğu ile beraber
faaliyette bulunmamıştır. Bu faaliyet Üstad'dan sonra Mehdi
tarafından yapılacaktır.
Üstad, Mehdi'nin siyaset alanında faaliyet
yapacağını, devlet yönetiminde en üst kademede bulunacağını
belirtmiştir. Nitekim hem siyaset, hem diyanet hem
de cihad yani tebliğ yönünden faaliyette bulunması çok geniş
imkanlar gerektirmektedir. Dolayısıyla da buradan Mehdi'nin
imkanlarının çok geniş olacağını, bu görevlerin tam yapılmasının
ancak devlet yetkilerinin kullanılması ile olacağını anlamaktayız.
Üstad bu imkan ve yetkiye sahip olmamıştır.
Birinci görevi: İnsanların imanını kurtaracak
"Birincisi: Fen ve felsefenin
tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar
etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam
susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten
muhafaza etmek..." (Emirdağ Lahikası, 259)
Mehdi'nin görevi olan "materyalizmi dünyada
tam anlamıyla etkisiz hale getirmek" Üstad tarafından yapılmamış
ve buna bağlı olarak insanların imanını kurtarma görevi dünya
çapında Mehdi'ye verilmiştir. Bu çalışmaların köklü
ve çok etkileyici yapılacağını da; Mehdi'nin iman sahiplerini
dalaletten koruyacağını belirterek açıklamıştır.
Bu görevi en önemli ve değerli görevdir.
"Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın
üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan
iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak" (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, sf. 9)
Üstad, Mehdi'nin 3 görevinden en önemlisi ve en
dikkat çekicisini imanı yayma olarak belirtmiştir. Bu imanı
yayma çalışmasının yönteminin nasıl olacağını da Üstad "iman-ı
tahkikiyi neşr" olarak vurgulamıştır. Buradaki "neşr"
kelimesiyle iman hakikatlerinin neşriyat yoluyla yani kitap,
dergi, CD ve diğer kitle iletişim araçları yoluyla yapılacağı
anlaşılmaktadır. Doğal olarak bu şekilde imanı yayma çalışması
da dünyadaki tüm insanlar tarafından bilinecektir. Üstadın çalışması
ise kendi döneminde ancak fedakar nur talebelerinin el yazmalarıyla
birkaç nüsha çoğaltma şeklinde olmuş, kastedilen neşr, maksadı
hasıl olacak şekilde oluşmamıştır.
İkinci görevi: Dini özüne döndürecek
"İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye
(ASM) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Alem-i İslâmın
vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden
ve gadab-ı ilâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı
ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır."
(Emirdağ Lahikası, sf. 259)
"Hilafet-i Muhammediye ünvanı
ile" Mehdi'yi tarif eden Bediüzzaman, Mehdi'nin İslam
Dünyası'nın Halifesi olacağını söylemektedir. Ayrıca
bu makamı da "ünvan" olarak tarif ederek, tüm Müslümanların
Mehdi'yi o makama layık kişi olarak tanıyacağına da işaret etmiştir.
Büyük mütefekkir Bediüzzaman, şüphesiz 13. asrın müceddididir,
ancak tüm Müslümanların Halifesi ünvanını almamıştır.
"Alem-i İslâmın vahdetini" tabirini
kullanarak Üstad, kendi devrinde de dağınık, halifesiz ve bir
birliktelik içinde olmayan İslam ülkelerinin birleşerek İslam
Birliği'nin oluşacağını söylemektedir. Bu birliktelik Üstad
zamanında da, henüz de oluşmuş değildir. Bu birlikteliği, Mehdi'nin
bir dayanak noktası yaparak Müslümanları bazı tehlikelerden
koruyacağını ifade etmektedir.
"milyonlarla efradı bulunan ordular"ın
da, Mehdi'nin bu vazifesini ifa ederken yardımcıları olacağını,
yani emrinde ordular olacağını söyleyen Üstad'ın ordulardan
oluşan yardımcıları olmamıştır. Sadece büyük fedakarlıklar içinde,
canla başla gayret içinde olan mahdut miktarda Nur talebeleri
onun yardımcısı olup tebliğ çalışması yapmışlardır.
"O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra
ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki
kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci
vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife
tatbik edilebilsin." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf.
9)
"O zat" ifadesi, beklenen Mehdi'nin
belirli "bir" kişi olduğunu gösteren açık bir
ifadedir.
Görevi "şeriatı icra ve tatbik etmek"
olan Mehdi'nin ifa edeceği ikinci vazifesini tarif ederken,
Üstad, dinin kurallarını toplum içinde Mehdi'nin hayata
geçireceğini söylemektedir. Bediüzzaman ise büyük mücadelelerle
kendi devrinde ancak iman hakikatlerini sınırlı bir topluluğa
tebliğ etme imkanı bulabilmiştir.
"gayet büyük maddi bir kuvvet lazım"
ifadesi büyük maddi imkanlarla yapılacak olan hizmetleri işaret
etmektedir. Bu belki de devlet hazinesini kullanma yetkisi olarak
adlandırılabilir. Üstad mücadelesini gayet zor maddi
şartlar içerisinde geçirmiştir.
Mehdi'nin insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden
koruyacağı net olarak belirtilmiştir. Ayrıca Mehdi İslam birliğini
de oluşturacak ve bunun için de sayısı milyonları bulan ordular
gerekecektir. Bu durum Üstad döneminde oluşmamıştır.
Mehdi şeriatı uygulayacak, bu da ancak büyük bir maddi güçle
olacaktır.
"Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bidatlar
zulümatını dağıtacak." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
"bidatlar zulümatını dağıtacak":
Üstad'ın döneminde de var olan bidatlar, dine sonradan sokulan
batıl inanç ve uygulamalar, hala süregelmektedir. Üstadın çalışmalarıyla
bu, sona ermemiştir. Bunu dini özüne döndürecek olan Mehdi gerçekleştirecektir.
Üçüncü görevi: İslam toplumunu tekrar birleştirecek
"O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i
İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle
ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük
bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.
Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymetdardır,
fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir
dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında
daha ehemmiyetli görünüyorlar." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
sf. 9)
Mehdi'nin bir başka görevi ise İslam toplumunu
birleştirmek ve Hristiyan alemiyle ittifak yapmaktır.
Mehdi'nin çok büyük çapta ve ihtişamlı olarak yapacağı bu görevler
tüm dünyada herkes tarafından bilinecektir. Buna binaen ahir
zamanda bu konuların tüm insanlar tarafından bilinmesi ve genele
yayılması ancak televizyon, radyo ve internet gibi teknolojik
imkanlarla mümkün olabilir. Nitekim Müslüman birliği
ve Müslüman-Hristiyan ittifakı da Üstad döneminde olmamıştır.
"Bu vazife, pek büyük bir saltanat, kuvvet
ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir." Üstad,
İslam Birliği ile Müslüman ve Hristiyan dünyasının hak din adına
kol kola vermesi gibi büyük bir olayın ancak 3 şartın oluşmasıyla
gerçekleşeceğini ifade etmiştir.
Birincisi "saltanat": Bu ifade tam bir
hakimiyet ifadesidir. Bu şunu gösterir; Mehdi'nin ülke
yönetiminde bulunan, güç ve iktidar sahibi olan ve adeta bir
sultan gibi dediği her şey uygulanan yetki sahibi bir makamda
olacağıdır. Saltanat ifadesi ile Üstad'ın kastettiği budur.
Bu durumun Üstad'da tecelli etmediği malumdur.
İkincisi "kuvvet": Buradaki kasıt,
istediği şeyi icra edebilme gücü, yani yetki sahibi ve iktidar
olmaktır. Bu ortam da Üstad zamanında oluşmamıştır.
Üçüncü "milyonlar fedakarlar":
Çok açık olan bu ifadeyle Üstad, bu görevin, hizmette
bulunacak, Mehdi'ye tabi milyonlarca insanın olmasıyla gerçekleşebileceğine
dikkat çekmiştir. O dönemde Üstad'ın çevresinde hizmet eden
fedakar talebelerin sayısının ise milyon sözüyle ifade edilemeyeceği
aşikardır.
"üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş
bir dairede ve şaşaalı bir tarzda" gerçekleşecek olan
İslam'ın hakimiyeti, hem dünyada geniş çaplı bir şekilde, hem
de oldukça görkemli ve yankılar uyandıran bir tarzda meydana
gelecektir. Bu şaşaa toplumların çoğunluğunun üzerinde büyük
etki uyandırdığı gibi, bu toplumların çok da önem verdiği bir
husus olacak. Bu şaşaa ne Üstadın döneminde, ne de "asr-ı saadet"
hariç başka bir dönemde yaşanmış bir durumdur.
Birinci görevdeki yardımcıları
"...Hazret-i Mehdi'nin, o vazifesini bizzat
kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilâfet-i
Muhammediye (ASM) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit
bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette
görecek. O zat, o taifenin uzun tedkikatı ile yazdıkları eseri
kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi
tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevi
ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip
olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar da az da olsalar, manen
bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar." (Emirdağ
Lahikası, 259)
"Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife
bir cihette görecek"
"...ondan evvel...": Yani Mehdi'den
önce, onun çalışmalarından önce, Mehdi'nin birinci vazifesi
olan iman hakikatlerini yayma ve materyalizmi yıkma çalışmasını
yerine getirmesinde kullanacağı ilmi malzemeleri hazırlayacak
olan "bir taife" den bahsetmektedir Bediüzzaman.
"bir taife": Bu grubun, fen ve
felsefenin materyalizm ile oluşturduğu negatif etkiyi kırmada
faydası olacak şekilde fen ve bilim ile uğraşan ilmi bir grup
olması gerekmektedir. Ki Mehdi de onların hazırladıkları çalışmalardan
faydalanarak materyalizmi yıkacak.
"o taifenin uzun tasdikati ile yazdıkları
eseri..." diyerek Bediüzzaman, uzun doğrulama çalışmaları sonucu
bir eser yazdıklarından söz etmektedir. Bunun ilmi bir çalışma
olduğu anlaşılmaktadır. Bu ilim adamlarının, uzun yıllar yaptıkları
çalışmalar ile, insanın tesadüfler sonucu meydana geldiğini
savunan materyalizme karşı, Yaratıcı'nın varlığını gösterecek
şekilde, kendi başına ilmi deliller ortaya koyacağı anlaşılıyor.
Mehdi de bu bilgileri özellikle de İslam dünyasında yaygınlaştırarak,
bilimin yaratılışı gösterdiğini insanlara anlatarak materyalizmi
yıkacak.
"bir cihette": 'Bir yönüyle' derken
Üstad, bu ilmi gruptan, materyalizmi yıkmada sadece bir yönüyle
faydalanılacağını anlatmaktadır. Yani maddiyun ve tabiyyun felsefesinin,
tabiatçılık ile ilgili kısmının kastedilmekte olduğunu anlıyoruz.
Bir de maddiyun kısmı var ki, o da maddecilik,
yani maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve tek kesin gerçeğin
madde olduğunu savunan materyalizmin ikinci kısmı. Bunu da sadece
Mehdi, maddenin gerçekliğinin yoktan var olduğunu ortaya
koyarak yapacak. Ortaya koyduğu maddenin yoktan var olduğu konusuna
dair hem bilimsel hem akli izahlarla materyalizmi tam anlamıyla
yok etmiş olacak.
"fen ve felsefenin tasallutuyle":
Fen ve felsefenin saldırıları yüzünden insanlar üzerinde etkisi
olacak olan materyalizmi susturmak için, yine bu iki unsuru
susturmak, onun yaratılışı gösterdiğini ortaya koymak gerekmektedir.
Üstat bu iki unsurda çalışmalar yapmakla
beraber kastedilen manada tam bir susturmayla ortadan kaldıracak
söz konusu bir durum oluşmamıştır.
İkinci görevdeki yardımcıları
"İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye
(ASM) ünvanı ile şeair-i İslamiye'yi ihya etmektir. Alem-i İslam'ın
vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve mânevi tehlikelerden
ve gadab-ı ilâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı
ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır."
(Emirdağ Lahikası, 259)
Üstad halife değildir; bu ünvanı kendisinden
sonra gelecek olan Mehdi'nin alacağını açıkça belirtmiştir.
Mehdi İslam birliğini kurarak; insanları maddi ve manevi tehlikelerden
kurtaracaktır.
"O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik
etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli
itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife
gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik
edilebilsin." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
Mehdi; İslam'ın hakim olmasına vesile olacak
ve insanlar arasında din ahlakının yaşanmasını sağlayacaktır.
Bunun için Mehdi büyük bir maddi güç kullanacaktır. Üstad'ın
büyük maddi imkanları olamamıştır, ancak bu imkanların Mehdi'de
toplanacağını belirtmiştir.
"gayet büyük maddi bir kuvvet lazım":
Üstad Mehdi'nin ikinci vazifesini yerine getirirken çok büyük
maddi imkanlara sahip olarak bunu gerçekleştireceğinden bahsetmiştir.
Üstadın ve talebelerinin büyük hizmetlerini yaparken çok kısıtlı
imkanlar içinde hatta daha doğru bir ifadeyle büyük imkansızlıklar
içinde mücadele ettikleri herkesin malumudur. Ayrıca
Üstad'ın, bahsettiği şeriatı icra hususunda herhangi bir geniş
kapsamlı çalışması olmamıştır. Bunu Mehdi'nin yerine getireceğini
söylemiş ve Mehdi'nin bu görevi nasıl yerine getireceğini detaylarıyla
tarif etmiştir.
Üçüncü görevdeki yardımcıları
"Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı
zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniye'nin zedelenmesiyle ve Şeriat
ı Muhammediye'nin (ASM) kanunları bir derece ta'tile uğramasiyle
o zat, bütün ehl-i imanın mânevi yardımlariyle ve ittihad-ı
İslâm'ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa
Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan
milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle o vazife-i uzmâyı
yapmaya çalışır." (Emirdağ Lahikası, 260)
Mehdi döneminde; devir ve ortamın da değişmesiyle,
insanların Kuran'ın hükümlerini uygulamada bir nevi gevşeklik
gösterecekleri ve kusurları olacağı belirtilmiştir. Mehdi'ye
İslam'ın hakimiyeti safhasında İslam alimleri ve sayıları milyonları
bulan fedakar seyitler, Müslümanlar destek verecek ve tüm İslam
birliğinin yardımlaşmasıyla, beraber hareket edeceklerdir. Üstad
ehl-i imanın bu yardım ve dayanışmanın kendisi zamanında olmayacağını
ancak Mehdi'nin bunları yapabileceğini söylemiştir.
"İnkılâbat-ı zamaniye": Zamanın
devrimleri, değişiklikleri günümüzde de devam etmektedir. Bu
Bediüzzaman'la da son bulmamıştır. Halbuki Mehdi'nin gelişiyle
zaman içinde oluşan bu değişim bir son bulacaktır.
Bu gerçekleşirken de Mehdi'ye "bütün ehl-i
imanın mânevi yardımları" olacağını söyleyen Üstad,
ayrıca bu yardımla birlikte "bütün ulema ve evliyalar" ile "milyonlar
fedakâr seyyidlerin" Mehdi'ye katılacağını belirtmiştir. Üstad'a
ulemalar ve sayıları milyonları bulan seyitler topluluğu iltihak
etmemiştir.
Üstadın, bu şekilde "O vazife-i uzmâyı
yapmaya çalışır." dediği Mehdi'nin "bir" kişi olduğu da anlaşılmaktadır.
Yoksa bir şahs-ı manevi değildir. Ya da birçok kişiden oluşmuş
bir grup değildir; Mehdi bir kişidir.
6. Bediüzzaman Hz. Mehdi'ye Zemin Hazırlamıştır.
"O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı
ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr
bir neferi olduğumu zannediyorum." (Barla Lahikası,
162)
Üstad burada, kendisinin büyük kumandan olarak
tarif ettiği, beklenen Mehdi olmadığını ancak onun yardımcısı
olduğunu, onun faaliyetlerine zemin hazırladığını hatırlatmıştır.
"O ileride gelecek acib şahsın"
ifadesiyle Bediüzzaman açık bir şekilde Mehdi'nin kendinden
sonraki bir dönemde geleceğini haber vermiştir.
"Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki;
o zât, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve
kanaati gelmiş ki: "Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar
zulümatını dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhurura çok intizar
ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi
çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle
o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz." (Sikke i Tasdik
i Gaybi 189- Mektubat 34)
Mehdi dinimizdeki yanlış ve batıl uygulamaları
kaldıracak ve yaşadığı dönem İslam'ın baharı olacaktır. Dolayısıyla
Üstad yaşadığı dönemi İslam'ın kışı olarak adlandırarak, yakın
gelecekte, yani İslam'ın baharında gelecek Mehdi ve yardımcılarına
çalışmalarıyla ancak zemin hazırladıklarını söylemiştir.
7. Hz. Mehdi'yi Risale-i Nur ya da Müellifi Sanmak Hatadır.
"...Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak
Hz. Mehdi telakki ediyorlar. O şahs-ı manevinin de bir mümessili,
Nur şakirdlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı manevisi ve
o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili olan biçare tercümanını
zannettiklerinden, bazen o ismi O'na veriyorlar. Gerçi bu, bir
iltibas ve bir sehivdir, fakat onda mes'ul değiller." (Tılsımlar
Mecmuası, 201)
Üstad Risalelerin bazı yakınları tarafından
Mehdi olarak görüldüğünü ancak bunun bir hata olduğunu hatırlatmıştır.
Üstad'ın ifadeleri bu konuda şüpheye ve tartışmaya mahâl vermeyecek
kadar açıktır. Mehdi, net olarak "tek bir kişi" olarak anlatılmış,
ayrıca yanındaki yardımcılarına kadar detay verilmiştir. Yani
Mehdi bir topluluk veya Risale-i Nur değildir.
Risalelerin müellifi olarak kendisinin de
Mehdi olarak değerlendirilmesinin bir karıştırma ve bir hata
olduğunu Bediüzzaman açıkça ifade etmektedir.
Burada değinilmesi gereken bir husus da, gelecek
Mehdi'nin diğer müceddidlerden daha düşük bir makamda olacağını
zannedenler olabileceğidir; bu düşünce imtihanın sırrına muhaliftir.
İslam'ın dünya hakimiyetine vesile olacak kişinin faaliyetleri
daha değişik olacak ve çok daha büyük bir mücadele olacaktır.
Daha küçük mücadele denmesi yanlış olur, çünkü ihlas ve sadakat
ile yapılan bir mücadele vardır. Ve bu büyük mücadele için Allah
Mehdi'yi görevlendirmiştir. Elbette ki mücadelesinin büyüklüğü
oranında makamatı da büyük olacaktır. Ki dereceyi ancak Allah
belirler. Hz. İsa, Mehdi'nin arkasında namaz kılacak, bu da
göstermektedir ki Hristiyan-Müslüman ittifakı olacak. Hz. İsa
ile beraber mücadele edecek kişi tabi ki Üstad'ın belirttiği
gibi Büyük Mehdi olacaktır. Nitekim "ahir zamanda gelecek bir
müceddid-i ekber" diyerek, Bediüzzaman, Mehdi için "en
büyük müceddid" tabirini kullanmış, onun gelmiş geçmiş tüm müceddidlerin
en büyüğü olduğunu vurgulamıştır.
Bu durum Nur talebelerinin daha da şevklenmeleri,
çalışmalarını ve dualarını artırmaları için bir vesiledir. Çünkü
her halis Müslüman İslam'ın hakimiyetini büyük bir iştiyakla
ister ve bekler. Nitekim Müslümanların böyle bir beklenti içinde
olmaları gerektiğini Üstad bizzat ifade ederek, 1951'den 50
sene sonrası için müjde vererek ümidin ve şevkin kapısını sonuna
kadar aralamıştır. Üstad ve Risale-i Nur külliyatı, Üstad'ın
detaylı anlattığı "gelecek Büyük Mehdi" nin hem bir işareti
hem de en önemli zemin hazırlayıcısıdır.
"Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda
gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar.
Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi
olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i
imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin
şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri
ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen
tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti
tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini
nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur'dan
istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur'un mesleğindeki
ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı
aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin
hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir".
(Tılsımlar Mecmuası, 168)
Mehdi'nin çok açıkça görülen ve tüm insanlar
tarafından bilinen işaretleri vardır: Halife olması ve İslam'ı
dünyaya hakim din kılması. Her ne kadar Mehdi'nin önemli
bir vazifesi olan iman hakikatlerini anlatma hususu kendisinde
ve eserlerinde tecelli etmiş ise de, Üstad, talebelerinin sadece
bu yönde bir değerlendirme yaptığını ve Mehdi'nin diğer iki
büyük vazifesi olan hilafet ve dini ihya etmesinin kendisinde
görünmediği hususunu dikkate almadıklarını söylemiştir. Üstad,
Mehdi'nin Risale-i Nur olmadığını, ancak bu bakış açısının,
Risalelerden istifade etme yönünden zararsız olduğunu, ancak
bu fikrin, siyasilerin ve daha birçok kişinin saldırılarına
ve eleştirilerine maruz kalabileceğini hatırlatarak uyarmıştır.
8. Her Yüz Senede Bir Müceddid Gönderilir.
"Ashâb-ı Kütüb-i Sitte'den İmam-ı Hâkim'in "Müstedrek"inde
ve Ebu Dâvud'un "Kitab-ı Sünen"inde, Beyhaki "Şuab-ı İman"da
tahriç buyurdular: "Her yüz senede bir, Cenab-ı Hak bir müceddid-i
din gönderiyor..." hadis-i şerifine mazhar ve mâsadak ve müzhir-i
tam olan Mevlâna eş şehir kutbü'l ârifin, gavsü'l vâsilin, varis-i
Muhammedi, kâmilü't tarikatü'l âliyye ve-l müceddidiyye Halidi
Zülcenaheyn Kuddise sirruhu..." (Barla Lahikası, 119)
Her yüzyıl başında bir müceddid (dini canlandıran,
yenileyen) gönderileceğini Resulullah (SAV) Efendimiz hadisleriyle
müjdelemektedir. Hicri 1400 senesinde (1979-1980) yani 14. asrın
başında da hadisin haber verdiği gibi bir müceddidin gönderilmesi
gerekmektedir. Bu da hadislerin ve alimlerin izahlarına göre,
İslam aleminin 1400 senedir beklediği Mehdi'dir.
9. Mevlana Halid 12. Yüzyılın Müceddididir.
Baştaki hadis-i şerifin "her yüz sene başında dini
tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin ihbarına
muvâzi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i hakikatin
tasdikiyle-1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir.
(Barla Lahikası, 120)
Risale-i Nurlar'ın Müellifi 13. Yüzyılın
Müceddididir.
"Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette
tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş...
Kanaat verir ki-nass ı hadis ile-Risale-i Nur tecdid i din hususunda
bir müceddid hükmündedir." (Barla Lahikası, 121)
Üstad hicri 1200 yılında Mevlana Halid'in
müceddid olduğunu, yüz sene sonra Risale-i Nur'un aynı vazifeyi
yaptığını belirtmiş. Dolayısıyla bir yüz yıl sonraki müceddidin,
yani 1400'lü yıllarda Mehdi'nin geleceğini anlıyoruz.
10. Hz. Mehdi de Müceddiddir.
"Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin
edebiyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet
zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan
veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi
Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip
milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (ASM) muhafaza etmiş...
Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zulümatını
dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i
İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i
Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua
layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde
öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder."
(Mektubat, 411-412)
En büyük bir müçtehid: İhtiyaç
hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve
önderi.
Hem en büyük bir müceddid: Dini
hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen
büyük alim ve Peygamberimizin (SAV) varisi olan zat.
Hem Hakim: Haklı ve haksızı ayırıp
adalet üzere hükmeden, devleti idare eden.
Hem Mehdi: Hidayete vesile olan.
Hem Mürşid: Doğru yolu gösteren,
gafletten uyandıran.
Hem Kutb-u azam: Müslümanların
kendisine bağlandığı, zamanın en büyük yol göstericisi
O Zat ehl-i Beyt-i Nebevi'den:
Peygamberimizin (SAV) soyundan olacaktır.
Bediüzzaman, ahir zamanın en büyük karışıklığı
zamanında Peygamber Efendimizin (SAV) soyundan, karışıklığı
dağıtacak tek bir şahsın, nurani bir şahsın İslam alemindeki
karanlığı dağıtacağını bildiriyor ve bunun kıştan sonra baharın
gelmesi gibi adetullaha uygun olduğunu belirtiyor.
"Hz. Mehdi ile de alem-i İslam'ın zulümatını
dağıtabilir.": Mehdi İslam Dünyası'nın üzerindeki zulmü
kaldıracaktır. Üstad döneminde bu zulüm devam etmekteydi; komünizm
dahi yıkılmamış durumdaydı. Ki Müslümanlara yapılan bu zulüm
tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmekteydi. Çok yakın tarihe
kadar, işte Bosna'da kıyılan Müslüman canları, Keşmir'de aynı
zulüm, Endonezya'da, Çeçenistan'da, Filistin'de kararan hayatlar
ve daha birçok yerde Müslümanların en temel haklarının bile
elinden alındığı İslam aleminin üzerindeki karanlık... Henüz
içinde bulunduğumuz şu dönemlerde Müslümanlar için ümit ışıkları
daha yeni yeni yanmaya başlamış durumdadır. Bunu tam olarak
aydınlatacak zatın ise Mehdi olacağını Üstad bu şekilde belirtmiştir.
Ayrıca, Üstad Mehdi'nin en büyük müceddid
olduğunu söyleyerek onun tüm mezheplerin üstünde olacağını ifade
etmiştir. Bediüzzaman ise bilindiği gibi Şafi mezhebindendi.
Üstad Mehdi için "en büyük müceddid ve en
büyük müçtehid" sıfatlarını kullanmaktadır.
"müceddit" bilindiği gibi,dini
hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah eden,"müçtehid" de
ihtiyaç hasıl olduğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam
alimi ve önderidir. Bu vasıfta ki büyük zatlar, İslam toplumlarına
örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir.
Bu önderlerden kimi içtihat etme ve hüküm verme vasıflarından
dolayı "mezhep önderleri" olmuşlardır; Müslümanlarda onlara
uymuşlardır.
İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki
bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehli sünnet
onların verdiği hükümlerle amel eder. Bediüzzaman.bu "müçtehid
ve müceddit"lerin en büyüklerinin ise Hz.Mehdi olacağını ifade
etmiştir. Bu da Mehdinin içtihat etme ve hüküm vermeye
en selahiyetli kişi olarak, kendisinin de bir "mezhep sahibi"
olacağını göstermektedir. Zamanında herkesin ona uyacağının
bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. Bediüzzaman Said
Nursi bilindiği üzere Şafi Mezhebindendir. Bir mezhep sahibi
değildir ve bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuştur. Mehdi
ise kendi mezhebinin sahibi olacaktır.
Bediüzzaman, Mehdi için "Hakim" sıfatını da kullanmaktadır.
Hakim, haklı ve haksızı ayırıp adalet üzere hükmeden, devleti
idare eden anlamındadır. Mehdi, üstadın da ifade ettiği gibi
hakim olacaktır; yani hükmeden ve adaleti sağlayan mekanizmanın
başı olacaktır. Said Nursi, hayatının 28 yılını mahkum olarak
büyük fedakarlıklarla geçirmiş, ancak hakim konumda olmamıştır.
11. Hz. Mehdi 14. Yüzyılın Müceddididir.
"Şimdi İslamlar içinde Nur-u Kuran'a muhalif
haletlerin ekserisi o su-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi
gaddarane muahedelerin vahim neticeleridir. Eğer şeddeli (mim)
dahi şeddeli "lamlar" gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört
eder. O tarihe Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye'nin nurunu
söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un
doksanüç muharebe-i meş'umesiyle alem-i İslam'ın parlak nuruna
muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resail-in-Nur
şakirdleri yerine Mevlana Halid'in (KS) şakirdleri o bulut zulümatını
dağıttıklarından bu ayet bu cihette onların başlarına remzen
parmak basıyor.
Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve
(mim) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı
dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir."
(Birinci Şua, 85)
Bediüzzaman, yukarıda bahsettiğimiz, İslam
aleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden "bir asır sonra"
ancak Mehdi ile dağıtılacağını söylemiştir. Üstad açık bir tarih
vermiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda Mehdi'nin talebeleriyle
birlikte yapacağı çalışmalarla, Müslümanlar büyük sıkıntılardan
kurtulup feraha kavuşacaklardır.
Burada "Mehdi'nin Şakirdleri" tabiri, tevile açık
olmamakla birlikte, Mehdi'nin daha önce gelip de, kendisinden
yüz yıl sonraki talebelerinin başarıya ulaşacağı şeklinde bir
zan, Mehdi'yi takdir edememiş olmanın yanında mantıksızdır da.
Mehdi gibi en büyük bir müceddidin, bir kutbun, bir mürşidin
yapamadığını(!), yüzyıl sonraki talebelerinin yapacağını düşünmek,
mantık, akıl ve adetullah dışıdır. Allah başarıyı ve zaferi
yani karanlığı dağıtmayı Mehdi'ye nasip edecektir. O zat onun
için Mehdidir.
12. Hz. Mehdi Kendinden Önceki Müceddidlerden Farklıdır.
"Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi
ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat herbiri üç vazifeden birisini
bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi
ünvanını alamamışlar." (Emirdağ Lahikası, 260)
Mehdi'nin Büyük Mehdi ünvanı alması Allah'ın izniyle
ancak üç vazifeyi yapmasıyla anlaşılır. Bu üç vazifeyi, Mevlana
Halid ve Üstad yapmamıştır. Bu üç vazifeden ancak birisini yerine
getirmişlerdir. O da "herbiri üç vazifeden birisini bir cihette
yapması" şeklindedir. Yani iman hakikatlerini yayma görevini
de ancak bir yönüyle yapabilmişlerdir. Demek ki Mehdi
iman hakikatlerini anlatmayı ve imanı yaymayı da çok kapsamlı
bir şekilde yapacaktır. Şimdiye kadar benzeri görülmemiş şekilde
ve güçte olacaktır, ki bu, kitleleri imana getirecek, batıl
cephesinin o güne kadarki hakimiyetini de sona erdirecektir.
Bediüzzaman'ın bu 'bir yönüyle' izahı, yani bir alimin veya
müceddidin üç vazifeden birini bir yönüyle yapmasının, onun
Mehdi olduğunu göstermeyeceğini izah etmektedir. Üç vazifenin
de icra edilmesi Üstad'ın da belirttiği gibi kendisinden bir
sonra gelecek olan büyük Mehdi vesilesiyledir.
"Ayrıca hem iki Deccal'in sıfatları ve halleri
ayrı ayrı olduğu halde, mutlak gelen rivayetlerde iltibas oluyor,
biri öteki zannedilir. Hem "büyük Mehdi"nin halleri sabık Mehdilere
işaret eden rivayetlere mutabık çıkmıyor, hadis-i müteşabih
hükmüne geçer." (Şualar 582)
Hadislerin anlatımında deccallerin icraatlarının
birbirlerine benzediğini anlatan Üstad, birisinin diğeri zannedilebildiğini
söylüyor. Her deccalin faaliyetleri birbirine yakın. Ancak aynı
hadislerde, Büyük Mehdi'nin yaptıklarının, diğer Mehdi'lerden,
-ki buradaki 'Mehdi'lerden' kelimesi 'müceddidlerden' anlamında
kullanılmıştır- çok farklı olduğunu belirtiyor Bediüzzaman.
"Hem bu üç vezaifi birden bir şahısda, yahut cemaatte
bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi
pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin
(ASM) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve
cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir." (Kastamonu
Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
Bu üç vazifenin aynı anda icra edilmesi Mehdi
ve cemaatine mahsustur.
"bu zamanda" ifadesi ile Üstad
kendi yaşadığı dönemde Mehdi'nin üç vazifesini birden ifa edebilecek
bir şahıs ve bir cemaat görülmediğini ifade etmiştir.
"Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden
olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı
ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet,
eskide onun çıkmasına hükmetmişler.
Allahu a'lem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin
bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve
siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad
alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır
me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir
nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek
ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde
belki her asırda bir nevi Mehdi al-i beyt-ten çıkmış, ceddinin
şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend
ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım
vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde,
medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler
ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış."
Her ne ise...
Evet yüzer kudsi kahramanları yetiştiren ve binler
manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin
mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen,
tekemmül eden a-li beyt, elbette ahirzamanda şeriat-i Muhammediyeyi
ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (ASM) ihya ile,
ilan ve icra ile, başkumandanları olan "Büyük Mehdi" nin kemal-i
adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul
olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i
insaniyedeki düsturların muktezasıdır..." (Şualar, 456)
Şeriat-ı Muhammediyye: Peygamber
Efendimizin şeriatı, halifelik
Şeriat: Kur'an-ı Kerim'in tarif
ettiği ve bildirdiği yol
Hakikat-ı Furkaniye: Kur'an-ı
Kerim'in esası ve mahiyeti
Sünnet-i Ahmediyyeyi: Peygamberimiz
(SAV)
İhya: Yeniden canlandırma
İlan: Herkese duyurma
İcra: Tatbik etme.
Bediüzzaman, her asırda Müslümanların ümitsizlik
içine düştükleri sırada, manevi kuvvetlerini desteklemek, şevklerini
ve mücahede güçlerini arttırmak için bir nevi Mehdi manasında
(müceddid) gönderildiğini ve bu şahısların, ahir zamanda gelmesi
beklenen Büyük Mehdi'nin vazifelerinden sadece bir kısmını bir
yönüyle yaptıklarını belirtiyor.
Ahir zamanda beklenen Büyük Mehdi'nin de çıktığı
zaman Peygamber Efendimizin dönemindeki İslam'ın gerçek yaşantısını
halife olarak tatbik edeceğini, Kur'an-ı Kerim'in, imanın esasını
tebliğ edip ümmetin imanını güçlendireceğini, bunları bütün
dünyaya açıkça göstereceğini ve herkese duyuracağını bildiriyor.
13. Hz. Mehdi Hristiyan Alemiyle İttifak Edecektir.
O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye'yi
İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip
din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
"İsevi ruhanileriyle ittifak edip": Büyük
Mehdi'nin 3. vazifesi olan Hristiyan önderlerle ittifak etmesi
ve bu vesilesiyle İslam'a hizmet etmesi Üstad'ın yaşadığı dönemde
oluşmamıştır.
Üstad, dikkat edilirse Hristiyan tabirini
kullanmamakta ve "İsevi" demektedir. Çünkü Mehdi'nin ittifak
yapacağı ruhaniler, muhtemelen şu andaki Hristiyanlardan farklı
olacak. Üçleme yaparak, bu şekilde şirk koşanlardan değil, Hz.
İsa'yı sadece Allah'ın kulu ve Peygamberi olarak görecek olan,
yani gerçek anlamda Hz. İsa'nın takipçileri olacak bir kısım
saf, şirk içinde olmayan Hristiyanlar kastedilmiş olabilir.
Böyle bir cemaate ne Üstad zamanında ne de günümüzde henüz rastlanmamıştır.
Ayrıca İslam ve Hristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm
ve dinsizliğe" karşı ittifak da o dönemde gerçekleşmemiştir.
14. Hz. İsa Cismen Göğe Alınmıştır.
"Hz. İdris ve İsa'nın tabaka-i hayatları (şu anki
yaşamları) beşeriyet levazımatından tecerrüd ile melek hayatı
gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesbeder. Adeta bedeni
misali letafetinde ve cesed-i necmi nuraniyetinde olan cism-i
dünyevileriyle semavatta bulunurlar." (Mektubat 6)
15. Hz. İsa Yeryüzüne İnecektir.
"Evet, hadis-i serifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın
semavi nuzulü kat'i olmakla beraber; mânâ-yı işârisiyle-başka
hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu'cizane işaret
ediyor." (Kastamonu Lahikası, 50)
"Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla
beraber" Üstad Hz. İsa'nın dünyevi cismiyle yani vücuduyla
dünyaya tekrar döneceğinin tabire, tevile mahal vermeyecek şekilde
kesin bir gerçek olduğunu ifade etmiştir.
16. Hz. İsa Yeryüzüne Cismen İnecektir.
"İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli
göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (AS)'ın şahsiyet-i maneviyesinden
ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i
ilahiyenin semasından nuzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık
dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan
sıyrılacak, hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık
bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir... Ve Kur'an'a iktida
ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu
makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir
kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken
mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik
cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta
cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i
hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i
Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber
vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş elbette yapacaktır..."
(Mektubat, 53-54)
"hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata
karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak":
Bediüzzaman Said Nursi'nin izahlarından Hz. İsa'nın nuzulüyle
birlikte, Hristiyanlığa sonradan sokulan bazı inanç ve uygulamaların
sona ereceği, hurafelerden arınarak, vahyedildiği gibi saf,
gerçek haline döneceği anlaşılmaktadır. İki bin yıldan beri
var olan Hristiyanlıkta henüz böyle bir değişimin düşüncesi
dahi ortaya atılmış değildir; zaten bunu tek gerçekleştirebilecek
olan da Hz. İsa'dır.
Böyle bir değişim de bugüne kadar gerçekleşmemiş,
Hz. İsa da daha nuzul etmemiş ve beklenmektedir. Mehdi ile de
ittifak edeceğine göre, Mehdi de gelip geçmemiştir, beklenmektedir.
"hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen
Hristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir":
Hristiyanlığın saflaşarak vahyedildiği özüne dönüşünden sonra,
zaten indiği zaman hak din olan aslına bürününce, onu kapsayan
ve son hak din ve Allah katında tek geçerli din olan İslam'ın
gerçekleriyle birleşerek, İslam'a dönüşüme başlayacaktır.
"Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik
şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak.":
Hristiyanlığın Hz. İsa ile başlayacak olan bu dönüşümü, son
kitap olan ve herkesin uymakla mükellef olduğu Kuran'a tabi
olmakla neticelenecek. Hz. İsa'nın şahsı ve ona tabi olan Hristiyanlık
İslam'a tabi olacak. Bu büyük değişim herkesin yaşayacağı ve
şahit olacağı bir konu olarak dünyanın belki de uzun süre bir
numaralı gündemi olacağı için, heyecan yaratan ve büyük yankılar
uyandıracak gelişmeler olacaktır. Bu gelişmelerin henüz yaşanmadığı
ise dünyadaki herkesin malumudur.
"Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken
mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik
cereyanına galebe edip dağıtacak": Böylesine muazzam
bir ittifakın, hak dini olduğundan çok daha güçlü bir konuma
getireceği aşikardır. Mehdi'nin İslam dünyasında materyalizmi
hayatın akışından çıkartması gibi, Avrupa, Amerika ve diğer
Hristiyan devletlerde ise materyalizmin hayat felsefesi olmaktan
çıkmasının Hz. İsa ile gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. İnsanları
hayatın gerçek amacından tamamen uzaklaştıran, bencil ve sevgisiz
kılan materyalist felsefe ve onun neticesi olan dinsizliğin
dünya üzerindeki genel etkileri iki dinin birleşmesi neticesinde
sona erecektir.
"...cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa
Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini..."
İki dinin ittifakı ve Hristiyanların Kuran'a tabi olması ile
dünyada nüfus çoğunluğuna sahip olacak iki din, tek bir ses,
tek bir vücut gibi olacağından, ortada bir hak din ve bir de
mağlup durumdaki dinsizlik cephesi kalmış olacak. Hak dinin
başında da doğal olarak Peygamber Hz. İsa olacak. Üstadın hadisler
kaynaklı izah ettiği tüm bu gelişmeler, şüphesiz ki dünyanın
çehresini değiştirecek, insanların yaşamlarını etkileyecek ve
toplumların ahlaki ve insani yapılarını, düzenlerini olumlu
yönde değiştirecektir.
Böylesine geniş çaplı gelişmeler elbetteki
bütün dünyanın gözleri önünde cereyan edecektir. Kitle iletişim
araçları vasıtasıyla herkesin anında haberdar olacağı ve yaşayacağı
bu büyük değişim, ne Bediüzzaman'ın devrinde ne de bir başka
zaman diliminde yaşanmamıştır. Mehdi döneminin başlatacağı bu
gelişmeler önümüzdeki yakın zaman diliminde yaşanacağı açık
olan olaylardır.
17. Hz. İsa Geldiğinde İmanın Nuru ile Tanınır.
"Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin
onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri
gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes
onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)
"İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi
olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in mektepçe
ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük
olmasına işaret ve kinayedir." (Şualar, 495)
"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi
ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle
bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s. 487)
Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını
söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın
nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya
hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların
yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği
şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir,
çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle
Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi
dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı
ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden
ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.
Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır
önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak
bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine
detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın
çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.
Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler
ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren
bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok
belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis
edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.
"çok az ve küçük olması": Hz.
İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup
olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi
ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği
zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa,
Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır.
Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok
az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının
içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.
"cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin"
vasıflarıyla tarif ettiği bu topluluğu Bediüzzaman, 3 önemli
belirleyici özelliğiyle zikretmiştir.
"Cemaat" olmaları, Mehdi ve yardımcılarının
da bir özelliği olacak. Bu onların bir tarikat olmadığını, bir
şahs-ı manevi olmadığını da işaret etmesi açısından önemlidir.
"Ruhani" olduklarını da belirtirken
Üstad, bu cemaatte olanların, taklidi bir imana sahip olmadıklarına
ve zahiri olmadıklarına, bilakis olayların batınını görüp yaşayabilen
Batıni bir cemaat olduklarına da işaret etmiştir.
"mücahidin" ifadesi de o cemaatin
belki de en belirgin özelliği olan cihat yani tebliğ cemaati
olduklarını göstermektedir.
18. Hz. İsa Hz. Mehdi'ye Tabi Olur.
"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül
olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve
dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek
ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını
hakikat-ı İslamiye ile meczederek o kuvvetle onu dağıtacak,
mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz.
Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka
ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret
eder." (Şualar, 493)
"din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye
ile meczederek": Hz. İsa'nın tekrar dünyaya döndüğünde tabi
olacağı Allah'ın hükümlerini içeren kitap Kuran olduğundan,
Hz. İsa bozulmuş Hristiyanlığın gerçeğini ortaya çıkararak,
İslam'ın gerçekleriyle birleştirecek.
"o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek":
Hristiyanlığın Hz. İsa'ya vahyolduğu şekli İslamiyet ile birleşerek
geniş anlamda güç bulunca, İslam dünyasının dışında kalan ve
Hristiyanlığın yaygın olduğu bölgelerde hakim ideoloji olan
materyalizmi fikren mağlup edecekler ve materyalizmin insanların
üzerindeki etkisini dağıtacaklar.
"hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine":
İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını hadislerle
izah eden Bediüzzaman, Kuran'ın tabi olunan kitap olacağını,
onun hükümlerinin geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Böylesine
büyük gelişmeler Üstad'ın döneminde de, henüz de yaşanmamıştır.
Peygamber Efendimizin (SAV) hadislerinde
işaret edilen alametlerin gerçekleşiyor olması, Bediüzzaman'ın
izahlarında gözüktüğü gibi hicri 14. asırda, yani içinde bulunduğumuz
yüzyılda, Hz. Mehdi'nin önderliğinde İslam'ın dünyaya hakim
olacağını göstermektedir.