
HÜSEYİN HİLMİ IŞIK
"MEHDİ": Hazret-i Mehdi, ahir
zamanda dünyaya gelecekdir. Adı, Muhammed, babasının adı Abdullah'dır.
Resullulah (SAV) efendimizin soyundan olacakdır. İsa aleyhisselamla
buluşacak, mezhebleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak,
her yeri alacak, her yerde adalet olacak, Eshab-ı Kehf, uyanıp
mağaradan çıkarak, Mehdi'nin askeri olacakdır.
Bazı saf kimseler, büyük zannetdikleri kimselere
Mehdi demekdedir. Mehdi'nin alametlerini Resulullah (SAV) efendimiz
bildirmişdir. İbni Hacer-i Mekki'nin (Alamat-ül-Mehdi) kitabında
ve Suyuti'nin (El-Bürhan) kitabında bunlardan ikiyüze yakın
alamet yazılıdır. (El-Fütuhat-ül-İslamiyye), ikinci cüz, ikiyüzdoksanyedinci
sahifesinde diyor ki, "Beklenilen Mehdi, Hazret-i Fatıma'nın
soyundan olacakdır". Mekke'de zuhur edecekdir. O zeman,
Müslümanlar halifesiz olacakdır. İstemediği halde, zor ile halife
yapılacakdır. Zuhur edeceği zeman ve yaşı ve ömrü kesin belli
değildir). Mehdi çıkacağı zeman yeryüzünde halife bulunmayacağı
ve Mehdiliklerini i'lan edenlerin Mehdi olmadıkları, buradan
anlaşılmaktadır.
Birçok hadis-i şeriflerde buyuruldu ki, (Mehdi'nin
başı hizasında bir bulut olacakdır. Bulutdan bir melek: Bu Mehdi'dir,
sözünü dinleyiniz!) diyecekdir. Bir hadis-i şerifde buyuruldu
ki (İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik
oldu. İkisi Mü'min, ikisi de kafir idi. Mü'min olan iki kişi,
Zülkarneyn ile Süleyman "aleyhisselam" idi. Kafir olan ikisi
de, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim
evladımdan biri, yani Mehdi de, malik olacakdır).
Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Kıyamet kopmadan
önce, Allahü teala, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi
benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur
ve dünyayı adaletle doldurur. Ondan önce dünya zulmle dolu iken,
onun zemanında adl ile dolar). Bir hadis-i şerifde buyuruldu
ki:
(Eshab-ı 1Kehf, Hazret-i Mehdi'nin yardımcıları
olacakdır ve İsa "aleyhisselam" bunun zemanında gökden inecekdir.
İsa "aleyhisselam", Deccal ile harb ederken, hazret-i Mehdi,
onunla beraber olacakdır. Bunun hükümdarlığı zamanında , her
zemankinin aksine olarak ve hesabların tersine olarak, Ramezan-ı
şerifin ondördüncü günü güneş tutulacakdır ve birinci gecesinde
ay tutulacakdır).
O halde, insaf etsinler ki, bu alametler, (cahillerin,
Mehdi zannetdikleri kimselerde ve) o ölen adamda var mıdır,
yok mudur? Hazret-i Mehdi'nin daha birçok alametlerini, Muhbir-i
sadık "aleyhissalatü vesselam" haber vermişdir. Ahmed ibni Hacer-i
Mekki hazretleri (Elkavlülmuhtasar fi alamatil-Mehdi) ismindeki
kitabında, Hazret-i Mehdi'nin ikiyüze yakın alametlerini yazmışdır.
Geleceği bildirilen Mehdi'nin alametleri meydanda iken, başkalarını
Mehdi sananlar, ne kadar cahildir. Allahü teala, onlara, doğruyu
görmek, nasib eylesin! (Celaleddin-i Süyuti'nin, "Cüz'ün minel-ehadis
vel-asar-il-varide-ti fi hakk-ıl-Mehdi) kitabında da Hazret-
Mehdi'nin alametleri bildirilmektedir). (s. 60-61)
İmam-ı Rabbani "rahmet-ullahi aleyh", ikinci cildin
altmışsekizinci mektubunda buyuruyor ki, hadisi-i şerifde (Yeryüzünü
küfr kaplamadıkça ve heryerde küfr ve kafirlik yapılmadıkca,
hazret-i Mehdi gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, Hazret-i
Mehdi çıkmadan evvel, küfr ve kafirlik her tarafa yayılacak,
İslam ve müslimanlar garib olacakdır. (H.Hilmi Işık,
Saadeti Ebediye s. 350)
MEVDUDİ
...Fakat şu bir gerçek ki, Allah (cc)'ın
hakimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir.
İster çok yakında isterse çok sonraları olsun, farketmez, O,
peygamberimizin hadislerinde açıkça tanımlanmış olan İmam Mehdi'dir.
O'nunla ilgili olarak bazı işaretler de yine bizzat peygamberimiz
tarafından açıklanmıştır.
Bu işaretler, Müslim, Tirmizi, İbni Mace ve diğer
bazı hadis kitaplarındaki hadislerde açıklanmıştır. Bize bu
rivayetlerden sadece birini burada zikretmek isityoruz.
Şuna inanıyoruz ki, İmam Mehdi geldiği
zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki
idealden maksadım şudur: çağın bütün gerçeklerini bilecek,
tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım
ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi
takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir
ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.
Mehdi, geldiği zaman, Müslümanlar'ın düşünce
ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak,
en saf şekliyle İslam'ı ortaya koyacaktır. İslam'ı her alanda
hakim kılmak için çalışacaktır. Kendisine ait veya kendisinin
oluşturduğu bir iddia veya davası yoktur. Bunun karşısında cahiliye
de boş durmayacak, bütün gücüyle 'batılı' hakim kılmak için
çalışacaktır. Ama hak için yapılan bu büyük cihadda Allah(cc)'ın
yardımıyla Müslümanlar galip çıkacak, cahiliye hezimete uğrayacaktır.
Mehdi'nin hak davası için olan bütün çalışmaları
İslam'ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada
bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam'ın bu hakimiyetini,
sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam'ın
hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda
hadiste de belirtildiği gibi "yerde ve gökte bulunan herkes
mutlu olacaktır."
Bir Müslüman olarak, İslam'ın hakimiyetini görmenin
özlemi içindeyiz. Bunu görebiliriz veya göremeyiz, önemli olan
bu değildir. Önemli olan bu gaye için gayret göstermek, çalışmaktır.
Nihai fethin komutanını zihnimizde tasavvur edersek göreceğiz
ki, böyle bir zaferin imamı ile halkın tasarladığı imam arasında
hiçbir benzerlik yoktur. Böyle bir liderin geleceğine olan inancı,
hayretle karışlayanlara şaşmamak, doğrusu elden gelmiyor...
(Mevdudi, "İslam'da İhya Hareketleri",
s. 52-55)
MAHMUD ESA'D COŞAN
...Ben bazı arkadaşlara dedim ki: "Bakın
Mehdi kıyamet alametlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında
yaşayan insanlar, (velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek
dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım!..."
...Mehdi sevgisi hepimizin içinde vardır.
Mehdi'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur...
(Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN,
"Güncel Meseleler")
MEHMET ŞEVKET EYGİ
Ashabın büyüklerinden Ka'b hazretlerinin (RA) Resulullah
Efendimiz hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondukuzuncu
asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla
bir şerh yazmış ve bu 1291 yalında İstanbul'da 283 sahife olarak
basılmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasından özetle şöyle yazılmaktadır:
"Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi
radiyallahu anh'ın 1400 hicri yılında zuhur edeceğini tahmin
etmişlerdir... Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir."
Şu anda hicri 1419 yılındayız. Mehdi'nin zuhuruna
az kalmıştır. Gerçi şu anda Müslüman kesimde Mehdi olduklarını
iddia eden veya Mehdi oldukları iddia edilen bir sürü adam varsa
da, bunların ahir zamanda zuhur edeceği haber verilmiş olan
hakiki Mehdi ile alakaları yoktur. Bazı büyük İslam alimleri
Mehdi ile ilgili müstakil eserler kaleme almışlardır. Mehdi'nin
babasının ismi, kendi ismi, bazı evsafı hakkında bilgiler verilmiştir.
Şu anda Müslümanlar kendi akıllarıyla birleşemiyor,
kurtulmak, izzet bulmak için yapılması gereken hizmet ve faaliyetleri
yapamıyor. Artık Mehdi'yi beklemekten başka çare kalmamıştır.
Bakalım Mehdi zuhur edince yalancı Mehdiler ne yapacaktır?
Haberlerde Mehdi hazretleri zuhur edince
bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor.
Bunlar ulema-i su'dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan,
uyutan kişiler... (Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete,
15/06/1998)
MUSTAFA KAPLAN
Mehdilik konusunda yapmış olduğu ciddi araştırmalarla
tanınan Mustafa Kaplan, Risale-i Nur ışığı altında Hz. Mehdinin
bu zamanda yaşadığıyla ilgili olarak yazmış olduğu yazılarda
okuyucularına şunları belirtmiştir:
"Evet, İsrail devletini hak ile yeksan edecek olan
Hz. Mehdi aleyhisselam hayattadır.
…Onların mesih diye beklediği aslında "büyük deccal"
denen fitne başıdır. Oda günümüzde hayattadır, sanırım henüz
çocuktur. Onu dünya yüzünden temizleyecek olan gerçek mesih
Hz.İsa (as) ise zaten diridir ve rabbimizin katındadır. Belki
dünyaya gönderilmiştir, belkide gönderilme zamanı çok yaklaşmıştır.
(04-04-1997 Akit Gazetesi)
Mustafa Kaplan; Bediüzzamanın mehdiyi müjdelediğini,
mehdinin Risale-i Nurları kendine program yapacağını,başkalarının
sandığı gibi, Said Nursinin ahirzaman mehdisi olmadığını, bir
okuruna cevaben yazdığı şu yazısında da görebiliriz:
…1400 senedir İslam ümmetinin dört gözle beklediği
Hz. Mehdiyi anlatan Bediuzzaman hazretleri , o zatın üç mühim
vazifesi olacağını söylüyor… aynı üstad Hz.Mehdinin kendisine
program yapacağı eserlerin kendi yazdığı Risale-i Nur külliyatı
olduğunu ise başka bir eserinde aynen şöyle diyor: "sonra gelecek
o mübarek zat, Risale-i Nuru bir program olarak neşr ve tatbik
edecek" (sikke-i tasdiki gayb s. 9)
Kıymetli okuyucumuz eğer şu sayfa numaralarını
verdiğim eserlere bakarsa , Bediuzzaman Hazretlerinin böyle
söylediğini görecektir…
Bendeniz Bediuzzaman hazretlerinin "ilham-i
ilahi" ile yazdığına yürekten inanıyorum. Nasıl bugüne
kadar söyledikleri birer birer gerçekleşmiş ise bu söyledikleride
aynen gerçekleşecektir. Yani bütün islam alemini ittihad ettirecek
olan Hz. Mehdi, müslümankarın imanlarını işte bu Risale-i Nur
külliyatı ile kurtaracaktır. Demek o zatın programı bu eserlerdir.
İnanmayanları zorlama gücümüz yoktur. Nasıl olsa
zuhur gerçekleşince gerçekte ortaya çıkacaktır (05-08-1998
Akit Gazetesi)
Yine başka bir yazısında aynı konuyla ilgili olarak:
"…demek Risale-i Nur un asıl sahipleri olan Hz.Mehdi
ve talebeleri gelince Bediuzzaman hazretlerinin 1911 senesinde
müjde verdiği "osmanlı ülkesinden çıkacak büyük bir
parlak nur" haberi inşaallah madde alemindede gerçekleşecektir.
Zaten yukarıya emirdağ lahikasından aldığım pasajın (Emirdağ
Lahikası,c.2, s. 108) son cümlesine bakan, bunu anlamakta tareddüt
etmez.
Diyor ki "belki inşaallah, o görüş, yüz
sene sonra nurların ektiği tohuımların sümbüllenmesi ile aynen
o geniş daire nur dairesi olacak, onun yanlış tabirini sahih
gösterecek." (a.g.e)
Üstadın yanlış tabir ettiğini söylediği konuşmanın
üzerinden yüz sene geçmesi için şurada ne kaldı… Mana gözü açık
olanlar, söylenenlerin tahakkuku için fazla bir zaman kalmadığını
görmekte gecikmezler. (07-02-2000 Akit Gazetesi)
Yine Mustafa Kaplan, E.Tuşalp'in 23 Haziran 1998
tarihli Radikal gazetesinde çıkan "Said Nursi'nin mehdi olduğuna
dair" yazısındaki iddialara cevaben şunları yazmıştır:
"…Yazık ki böyle insanlar kitlelere yön verme mevkiine
oturtulmuş! Bediuzzaman hazretleri kendi talebelerinin dahi
kendisini mehdi sanmaları üzerine işte o açıklamayı yapıyor.
Diyor ki: "Ben o beklenen mehdi değilim.
O zat gelince, evvela Risale-i Nurları bir program yapacak,
o eserlerle bütün alemi İslamın imanını kurtaracak. Sonrada
şeriati icra ve tatbik edecek."
Bay Tuşalp, Bediüzzaman hazretleri vefat edeli
38 sene oldu. Hala en azından bizim ülkemizde şeriatin icra
ve takibinden vazgeçtik, adını anmak bile devlet eliyle suç
sayılıyor. Yani koca üstad vazifesini yapamadan mı göçüp gitti?
Sizlerde domuz gibi biliyorsunuz ki, o zatın haber
verdiği her şey birer birer gerçekleşmiştir. Şu söyledikleri
de aynen gerçekleşecektir.bütün dünya bir araya gelse, şeytanları
ve cinleri de onlar yardım etse, Hz. Mehdi zuhur ederek alem-i
İslamı Kelime-i tevhid sancağı altında birleştirmesine ve şeriatin
bütün ahkamını çatır çatır icra ve tatbik etmesine mani olamayacaktır.
Demek, eğer okumuşsan bile, okuduğunu dahi anlayamamışsın.
Bizzat Hz. Mehdiye ait vazifeleri, onu haber veren Bediüzzanman
hazrretlerine yamamışsın. Tutmadığını bildiğin içinde bıyık
altından sırıtıyorsundur, değil mi?
Merak etme, vazifenin asıl sahibi ortaya çıkarsa
paçalarını iyi bağlaman gerekecek…" (09-07-1998
Akit Gazetesi)
Mustafa Kaplan ayrıca; "…iki grup müslümanın tepkisini
çekmekteyim. Bediüzzaman Hazretlerini "mehdi-i ahirzaman" kabul
eden kardeşlerimiz, yeni birisinin daha geleceğinin söylenmesini
yanlış buluyorlar. Halbuki eserlerde müteaddit yerlerde üstad
böyle yazmış. Dikkatlice müteala eden bir gözün yanılması zordur…
Gelecek Mehdinin (AS) iman cihetinde Risale-i Nurları
program yapacağını söyleyincede, Nurcu olmayan müslüman kardeşlerimizin
tepkisini çekmekteyim. Halbu ki bu iddianın sahibi, bizzat Bediüzzaman
Hazretleridir, biz sadece nakiliz…
1400 senedir islam aleminin beklediği zat
gelince… yaklaştığından hiç şüphem olmayan o günler
zuhur ettiğinde, kimin haklı olduğunu bütün alem görecektir…"
demektedir. (04-09-1998 Akit Gazetesi)
Geçen asrın müceddidi Bediüzzaman Hazretleri de
bu gerçeğin altını çizmekte ve şöyle demektedir. "Ve
anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz."
(Mektubat, 28. Mektub, 7. Mesele, 5. Sebeb, s. 380), (29.
9. 1999 Akit Gazetesi)
Haber verilen hadiselerin vukua gelme vakitleri
yaklaşmıştır. Şimdi ilmen kabul etmeyenler de, bizzat
Hz. İsa'nın (as) icraatlarını ve ondan önce de Hz. Mehdi'nin
(as) faaliyetlerini görerek kabul etmeye mecbur kalacaklardır.
Yaşayan görür... ("Bu da Tetimmesi", Akit Gazetesi,
19. 12. 1996)
Her ne kadar son müceddid Bediüzzaman Hazretleri
sende yaşamış ve Mehdi Aleyhisselam'da sende doğmuşsa
da;
Ey 1900 devresi sen bu aleme bela oldun. İnsanların
hak mefhumunu unutup nefislerinin peşine düştüğü uğursuz bir
zaman birimi oldun...
...Çok şükür ki, artık mazi oldun. Bugün sen yoksun?
Yaklaşık bir asır gerçek Müslümanlara saadet dağıtacak olan
21. asrın gölgesi üstümüze düştü. (Gel Sevgili 2000, Akit
Gazetesi, 01. 01. 2000)
Arkadaşımız Murat Kapkıner'in 17 Eylül 1999 tarihli
yazısını kesip saklamıştım, ama ancak şimdi ele alabilme fırsatı
buldum. Yazının omurgası Mehdi üzerine kurulmuştu. Verdiği bilgiler
ise, kitabın ortasından alınmış doğru tesbitlerdi. Bazı paragrafları
tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Mehdi'nin ön şartı, zulmü tüketmiş toplumlara
ilahi belaların gelmesi. Ayetlerin genelinden de anlaşılan şu
ki, belalar müjdedir. Gök gürültüsü gibi, yağmurun, rahmetin
müjdecisidir.
Belalardan sonra biri çıkıp, (gene ayetlerin
mükerreren bildirdiğine göre) 'Hiçbir ücret istemeyerek' Hakk'a
çağırır, adalete çağırırsa o Mehdi'dir. Yani, 'ücret istememek',
bir dünya yararı ummak bir yana, yüksek riskler almaktır ve
biri böylesine 'ücret istemeden', 'dünyasının aleyhinde yüksek
riskler' alırsa, o Mehdi'dir."
El Hak, biz de aynı kanaatteyiz. Demek, üzerimize
yağmaya başlayan arzi ve semavi belalar, aynı zamanda bir yüksek
müjdeyi de beraberinde getirmektedir. Hele biraz daha beşik
gibi sallasın, arkasından o "ücret istemeden Hakk'a çağıran"
makam sahibi zuhur edecektir inşallah.
Doğru söze ekleyecek bir şey bulamıyorum. Elbette
kalbinde zerre kadar gerçek imanı olanlar o zat-ı nuraniyi tanıyacak,
sevecek, davet ettiği Kur'an caddesine bütün mevcudiyetiyle
lebbeyk diyecektir. Dünya menfaati için dinini ucuza satmış
olanların zuhur anında tereddütleri, elbette normaldir... ("Kapkıner'den
doğru tespitler", Akit Gazetesi, 27. 11. 1999)
Haberi, "Evrende büyük buluşma" başlığı ile 23
Aralık 1999 günkü Akit'te okudum. Önümüzdeki 5 Mayıs gününde
Güneş, Ay, Dünya ve bazı gezegenler bir ip gibi aynı hatta dizileceklermiş.
Rivayete göre, aynı hal bir de bundan 6 bin sen önce olmuş.
Kainatta tesadüf olmadığını her mü'min bilir ve
öyle inanır. Yaratılan her şeyin dizgini madem ki Allah'ın elindedir;
elbette istediği gibi dizer, istediği gibi bozar. Lakin o dizilmenin
rastgele olmayacağı kesindir.
Evet, kainatın yeni bir asra girerken yeni bir
zihniyetin hakimiyetine hazırlandığını inkar mümkün değildir.
Aklı olan, Allah Rasulünün tebliğ ettiği dini harfi harfine
kabul eder. Son pişmanlığın fayda etmeyeceği günler yaklaşmaktadır.
Sel gibi gelecek belalardan muhafaza olabilmenin tek yolu da
o tavizsiz imandır... ("5 Ay Sonra...", Akit Gazetesi, 05.
01. 2000)
AHMED MUHSİN MERİÇ
Hazret-i Sultan Mehmed Fatih'i İstanbul'un fethi
meselesinde en ziyade teşvik eden ve 'Fatih' ünvanına layık
bir kisveye bürünmesinde ihtimam ve himmetini esirgemeyen kişi
elbette ki 'Akşeyh' namıyla ma'ruf Akşemseddin Hazretleri (1390-1459)
idi. Akşeyh, fethin hem maddi hem manevi, iki yüzü olduğunun
farkındaydı.
Çünkü Fahr-ı Alem (asm)'dan rivayet edilen hadis-i
şerifler hem komutan ve askerlerden müteşekkil bir ordunun İstanbul'u
fethinden, hem de silahsız, kan dökmeden; tevhid, tesbih, tahmidlerle,
vukubulacak; Al-i Beyt'ten bir mübarek zatın kumandasındaki
manevi bir ordunun İstanbul'u fethinden haber veriyordu. Buna
binaen Akşeyh; İstanbul'un, geleceği hadislerle sabit olan Mehdi
eliyle ikinci kez fethedileceğini gayet iyi biliyordu.
Devrin ulemasının hadislerin ifadesinden yola çıkarak
Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethedemeyeceğini söylemelerine
mukabil, Akşeyh bir değil, 'iki fetih' vukubulacağından hareketle,
ulemanın bu yöndeki itirazlarına karşı çıkıyor ve mütemadiyen
Sultan Mehmed'e fetihname denebilecek müjdeli mektuplar yazıyordu.
"İstanbul'u önce Mehmed fethedecek,
sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Mehdi
İstanbul'u tekrar fethedecek" diye devrin ulemasına
cevap veriyordu. (Risaletü'n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan
Yurd, İstanbul, 1972).
İşte hadislerle sabit olan ve Akşeyh'in
de müjdelediği ikinci fethin kumandanı Mehdi ve yine hadisin
ifadesi ile "hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen"
kahraman askerlerden müteşekkil nurani ordusu, evvelemirde kalplerdeki
Ayasofya'nın kapılarını açacak ve fethin sembolünün ibadete
açılması ile ikinci fetih gerçekleşecek. ("Akşeyh'in Nurlu
Müjdesi Ve İkinci Fetih", 25. 05. 2000)
BURHAN BOZGEYİK
Ebced hesabı umumiyetle hicri takvime göre yapılmaktadır.
Bu ilmin erbabı ve hesabı yapmaya ehil olanlar, ahirzaman alametleriyle
ilgili hadis-i şerifleri ele alarak bazı hesaplar yapmaktadırlar.
O hesaplara baktığımızda önünüzdeki yıllarda fevkalade gelişmeler
olacağını söyleyebiliriz.
Mübarekfuri de "Tuhfetü'l Ahvezi"
isimli eserinde Ahir zamandaki hadislerden birisiyle ilgili
şu bilgileri vermektedir:
"Müslümanlar arasında bilinen şudur ki; ahir zamanda
zulüm ve adaletsizlik her tarafı kapladığı bir sırada ehl-i
beyt Resul'den bir adam çıkarak zulmü ortadan kaldırıp adaleti
ikame edecek ve müslümanlar ona tabi olup, bütün İslam ülkelerini
sultasına alacaktır. İşte bütün İslam dünyasını idaresi altında
bulunduracak bu zata Mehdi denir. Mehdi'nin çıkacağı devrede
Deccal da çıkacak ve Efendimiz'in (SAV) haber verdiği kıyamet
alametleri de böylece tahakkuk etmiş olacaktır." (Günden
Güne, "2000'e Bir Kala", 01.02.1999)
Binlerce yıldan beri emirber bir nefer gibi fezada
dönüp duran "Dünya gemisi" artık yolun sonuna gelmek üzeredir.
Yolun sonuna yaklaştığını nereden anlıyoruz?
Kainatın Efendisi'nin (Aleyhisselatü Vesselam)
haber vermiş olduğu kıyametin küçük ve büyük alametlerinin hemen
hemen tamamı zuhur etmiştir. Geriye kala kala birkaç alamet
kalmıştır. Onlardan en mühimi de, Ahir zamanda hakimiyet-i Kur'aniye'nin
tahakkukudur.
İşte şimdi yeni bir devrin eşiğindeyiz. Uzunca
bir zaman devam eden "zulümat devresi" sona ermek üzeredir.
Beşer bu devrede çok sıkıntı çekti. Allah'ın dinine savaş açan
rejimler yüzünden insanlık huzur ve saadet yüzü görmedi. Şüphesiz
onlara izin ve fırsat veren de Allah-u Teala idi. Beşer öyle
bir devrede imtihandan geçmeliydi. Elmas tabiatlılarla kömür
tabiatlılar. Hz. Ebu Bekir gibilerle Ebu Cehiller birbirinden
ayrılmalıydı.
Kur'an-ı Azimüşşan'daki ve Hadis-i Şeriflerdeki
işaretlere bakılacak olursa, artık "Küfür ehli" yolun sonuna
gelmiş durumdadır. (Günden Güne, "Emniyet kemerinizi bağlayın!",
01. 10. 1999)
ŞABAN DÖĞEN
Günümüzün tanınmış araştırmacı-yazarlarından Şaban
Döğen, "Mehdi ve Deccal" isimli kitabında Mehdi konusunu başlıklar
halinde incelemiştir. Bunlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir.
Mehdi
Beşerüstü Değildir
Mehdi'yi de beşerüstü, harikulade varlıklar olarak
düşünmek doğru olmaz; İslami anlayışına, Adetullaha, fıtrat
kanunlarına ters düşer. Peygamberin bile her işi olağanüstü
olmadığına göre Mehdi'den nasıl böyle birşey beklenebilir? Elbette
Hz. Mehdi yeri ve zamanı gelince kerametler gösterecektir. Ama
her hali harika değildir. Mevdudi'nin dediği gibi, "Mehdi ne
zaman gelirse gelsin o zamanın bilgisini, kültürünü, ahvalini,
zorunlu şeylerini çok iyi bilecek ve zamanına uygun tedbirleri
alacak, döneminde fenni ve ilmi buluşlardan, aletlerden faydalanacak
onları en iyi şekilde kullanacaktır." (s. 22)
Mehdi
ve Takva
Sonra peygamberlik gibi mehdilik de gayretle, çabayla
elde edilebilecek bir makam değildir. Tamamen Allah vergisidir
ve Allah onu dilediğine, tabi ki en layık olana verir… (s. 30)
Mehdi,
Mehdilik Davasında Bulunacak mıdır?
Mehdi açıkça "Ben Mehdi'yim. Allah tarafından görevlendirildim.
Bana uyun." diye ortaya çıkmaz. Bunu söylemekle görevli de değildir.
O ancak eser ve hizmetleriyle tanınır. (Mehdi
ve Deccal, Şaban Döğen, s. 42)
Hz.
İsa Geldi mi?
İbni Mace'de yer alan bir hadiste ise, savaşlar
baş gösterdiğinde arap olmayanlardan atları cins atların en
kıymetlisi, silahları silahların en iyisi olan bir ordunun İslamı
teyid edeceği bildirilmektedir.
Bu ordu ahir zamanın büyük savaşları anında İslamı
destek olan harp teknolojisi yüksek Hıristiyan bir devletin
ordusu olamaz mı? (s. 136)
Mehdi
Üzerine
Kimdir bu Hz. Mehdi? Resulü Ekrem niye özellikle
ona uymayı tavsiye etmektedir. Eğer onun döneminde yaşayacak
olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc-ü
merc, fısk-u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesine
karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara
benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdi'nin fonksiyonu,
icratının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz. (Mehdi ve Deccal,
Şaban Döğen, s. 143)
Mehdi Kimdir?
…Mehdi kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir.
Ancak bu kelime başına "el" takısı geldiğinde özel ve belli
bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde ahir zamanda
geleceği müjdelenen meşhur ve manevi büyük kurtarıcı için kullanıldığı
görülür. (s. 145)
İslam
Alimleri ve Mehdi
Mevlana Celalettin Rumi ise bundan
şöyle bahseder:
Her devirde peygamber yerine bir
veli vardır;
Bu sınama Kıyamete kadar daimidir.
Kim de iyi huy varsa kurtulmuştur.
Kimin kalbi sırçadansa kurtulmuştur.
İşte diri ve faal imam, o velidir;
İster Ömer soyundan olsun, ister
Ali soyundan
Ey yol arayan, Mehdi de odur, hadi
de.
Hem gizlidir, hem senin karşında
oturmakta. (s. 154)
Fazileti
Hakim'in Müstedrek'inde Hz. Ali'den gelen bir rivayette
Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle
denilir: "Selef onları geçemediği gibi halef de onlara
ulaşamaz" (Müstedrek, Mukaddime: 52, Fasıl, s.319)
Hz. Mehdi valiyetin en yükseğindedir.
(İmam-ı Rabbani, Mektubat, s.357 (251. mektuptan)
Zamanında yeryüzünün en hayırlısıdır.
(el-Kavlü'l-Muhtasar) (s. 159)
Faaliyet
Süresi
Bediüzzaman, "Ümmetimden bir grup kıyamet kopuncaya
kadar hak uğrunda cihat yapmaya devam edecek" (Buhari, İ'tisam:10;
Müslüm, İman: 247; İbni Mace, Mukaddime: 1; Tirmizi, Fiten:
51) Hadis-i şerifini açıklarken, hadisin aslına ebced hesabına
vurmuş , Hz. Mehdi'nin şahsi manevisini icraat dönemini çıkarmıştır.
Buna göre hadisteki "Zahirine ale'l-hakk = hak üzerine galibane
olarak" ifadesinin ebced değeri 1506'dır. Bu cemaat Hicri 1506
tarihine kadar zahir, aşikare, daha öte galibane hükmedecektir.
Daha sonraki hizmetler ise 1542'ye kadar gizli ve mağlubiyetle
yürütülecektir. 'Hatta ye'tiyellahu biemrihi = Kıyamet kopuncaya
kadar" 1545 ise kafirin başında kopacak Kıyamete işaret etmektedir.
(Nursi, Kastamonu Lahikası, s.23) (Mehdi ve Deccal, Şaban Döğen,
s. 164)
Hz. Mehdi ne zaman çıkacak?
Hz. Ali, zaman Besmele'nin harflerinin sonuna geldiğinde
Mehdi'nin çıkacağını söyler. (Ramuz, 2:676) Besmele 19 harftir
ve Kehf Suresi ise 111 ayetten ibarettir ve Kuran'ı Kerim'in
18. suresidir. Burada şöyle latif bir tevafuk vardır ki 18.
Asrın sonu ve 19. Asrın başında Hz. Mehdi çıkar hizmete başlar.
Hz. Mehdi'nin galibiyete başlaması ise 111x18=1998'dir.
(s. 167)
Mehdi'nin
içersinde hizmet verdiği millet
Hz. Mehdi'nin neseben Al-i Beytten olduğunu az
önce öğretmiştik. Ancak bu, Hz. Mehdi'nin illa Araplar arasında
çıkacağını göstermez. Hatta hadislerden arapların dışında zuhur
edeceğini çıkarmak bile mümkündür. Mesela, Tirmizi'de yer alan
bir hadiste "Hz. Mehdi'nin Arap'a hakim oluncaya kadar kıymetin
kopmayacağından" (Tirmizi, Fiten:43) söz edilir ki, buradan
arapların içinde çıkmayacağını anlıyoruz. Çünkü Arap'a hakim
olmak için onların dışında olmak gerekir. (s. 170)
Başka bir hadis-i şeriften ise şunu öğreniyoruz: Doğudan bir
takım insanlar çıkacak ve Mehdi'ye zemin hazırlayacaklar. Yani
Hz. Mehdi onlar arasında hükümran olacaktır.
(İbni Mace, Kitab-ül Fiten: 35 (4088)
Bu hadis doğuda bulunan veya doğudan gelen bir
millet içerisinde çıkacağını göstermektedir ki - Allah-u a'lem-
bunlar o zamanlar doğuda bulunan, sonradan Anadolu'ya yerleşen
Türklere işaret etmektedir. (s. 171)
Seyyid
Ahmed Hüsameddin (r.a.) İstihraçname'sinde Mehdi'nin doğuş yeriyle
ilgili şöyle bir not düşmüştür:
"Müslümanlardan bir zat gelecek, bu zatın
şerefi Kafkasya'nın en uludağından etrafa güneşin şuaı gibi
şulenisar olacaktır. (Osman Yüksel Serdengeçti, Mabedsiz
Şehir, Serdengeçti Neşriyatı: VI, s.107)
Bütün bunlar, Hz. Mehdi'nin yoğun faaliyetini
Türkler içerisinde yürüteceğini göstermektedir. (s. 172)
Hz.
Mehdi'ye Destek verenler
Arap değil, diğer milletlerden olan bu yardımcılar
(Kıyamet alametleri, s. 169) her zalime ve cebbar oğlu cebbara
galip geleceklerdir. Demir gibi kalplere sahip bu insanların
diğer önemli bir özellikleride geceleri abid, gündüzleri de
aslan kesilmelerdir. (Kitabü'l-Bürhan, s. 57-68)
Mehdi'nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek,
zaman zaman o çetin görevi üstlenememek rahatlık meyli; can,
mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar
olacaktır. Ama "onlar buna aldırmayacak," (Ramuzü'l
Ehadis, s. 476 (İbni Mace'den)
"Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar
veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak
yoluna devam edecektir." (Ramazü'l-Ehadis, s. 487 (Taberani'nin
Kebir'inden)
Böylece "mücadele edenlerle sabredenler ortaya
çıkarılmış "(Al-i İmran Suresi, 142) olacaktır. (s. 192)
OSMAN ÇATAKLI
Prof. Osman Çataklı da uzun yıllar yapmış olduğu
mehdilik ile ilgili çalışmalarla konuya ışık tutmaya çalışmıştır.
1949-1952 yılları arasında "Abdülaziz Bekkine"nin
"Ramuzul el-hadis" ten işlemiş olduğu mehdilik
ve kıyamet ile ilgili ders notlarından hazırlanan "Kıyamet
Alametleri" kitabında konuya özel bir önem vermiştir:
"…Hülâsa olarak şu söylenebilir ki: Kıyametin küçük
alâmetlerinin hemen hepsi zuhur etmiş ve sıra büyük alâmetlere
gelmiştir.
Binâen aleyh, her müslümanın imanını koruyabilmesi
için buna göre hazırlanması, bilhassa Deccal fitnesine karşı
müteyakkız olması, kendisi için bir kurtuluş vesilesi olacaktır...
Bu eserde kıyametin yaklaşmasına ait alâmetleri
belirten hadis-i şerifleri, tasnif edilmiş bir şekilde takdim
etmekle, din kardeşlerimize faydalı olmaya çalışılmıştır…
18/11. Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden
sakınmaya davet ederim: Medineden çıkacak bir fitne, Mekke'den
çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak
bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne...
Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfyânî'nin
fitnesidir. (Mehdi (AS)'dan bir sene evvel çıkacak bir fitne.)
(Hz. İbn-i Mes'ud RA)
300/3. Benden sonra fitneler olur. Birisi de ahlâs
fitnesidir. (Deve çulu fitnesi, yâni milletin boynunda temelli
kalır.) Harpler, hicretler olur. Sonra daha şiddetli bir fitne
olur. Ha bitti denir, daha da devam eder. O derece ki, fitnelerin
kendine dokunmadığı ev ve müslüman kalmaz. Bu hal ehl-i beytimden
bir müslüman (Mehdi AS) çıkıncaya kadar devam eder. (Hz. Ebû
Said RA)
…Küçük alâmetlerden sonra gelecek olan büyük alâmetler
melhameler ve Hz. Mehdi(AS) ile başlamakta ve Güneş'in batıdan
doğmasına kadar, takriben 55-60 sene devam etmektedir. Bu devir
insanlar için büyük imtihanlarla dolu olmakla beraber, Hz. Mehdi
(AS)nin 7 senelik ve Onu takiben de Hz. İsa (AS)'ın 40 senelik,
yeryüzünü adaletle dolduran idareleri de bu devir içinde bulunmaktadır.
299/8. Yakında, sizinle Rumlar arasında
dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Harun'dan biri ile gerçeklenir.
Ve bu yedi sene devam eder.
Denildi ki:
"-Yâ Rasûlallah, o gün insanların imamı
kimdir?"
Buyurdu ki:
"İmam, benim evlâdımdan kırk yaşında, yüzü
parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan
ve üzerinde iki kutvânî aba olan, bir kimsedir. Tavrı Benî İsrâil
ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri
çıkarır ve şirk beldelerini fetheder." (Hz. Ebû Umame RA)
Not: Görüldüğü gibi Rumlar (Hristiyanlar)
bir düşmana karşı müslümanlara yardım maksadı ile, müttefik
olarak, Amik ovasına 960 000 kişilik, 80 tümenlik bir kuvvet
getirdikten sonra, müslümanların o düşmana galib gelmesi üzerine
anlaşmayı bozup, gadirlik yapacaklar ve müslümanlar üzerine
hücum edecekler. Bu harbe Melhame-i Kübrâ deniyor ve Antakya'da
Amik Ovası ve civarında cereyan edeceği anlaşılıyor. Bu harbde
merkez Şam'da bulunuyor ve müslümanların başında kumandan olarak
Hz. Mehdi (AS) bulunuyor. Ve Allah'ın inayeti ile müslümanların
bu harbi de kazanacakları anlaşılıyor...
Hz. Mehdi (AS)'nin Zuhûru, Vasıfları ve
Müddeti
344/7. Nasıl helâk olur bir ümmet ki, evvelinde
ben, sonunda Meryem oğlu İsa (AS) ve ortasında da ehl-i beytimden
Mehdi (AS) vardır. (Hz. İbn-i Abbas RA)
236/21. Mehdi benim ehl-i beytimden ve evlâd-ı
Fâtıme'dendir. (Hz. Ümmü Seleme RA)
236/20. Mehdi Amcam Abbasın sülâlesindendir. (Hz.
Osman ibn-i Affan RA)
237/2. Mehdinin ismi ismime, babasının ismi de
babamın ismine uyar. (Hz. İbn-i Mes'ud RA)
508/10. Ehl-i beytimden bir adam çıkar, ismi ismime,
ahlâkı ahlâkıma mutabık olur. Dünyayı ahlâk ve nesafetle doldurur;
evvelce zulm ve cevir ile dolduğu gibi. (Hz. İbn-
iMes'ud RA)
237/1. Mehdi bizdendir, ey ehl-i beyt! Size müjdeler
olsun. Allah onu bir gecede ibraz eder. (Olgunlaştırır.)
(Hz. Ali RA)
359/2. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalsa, Allah
yine o bir günü uzatır ve ehl-i beytimden ismi ismime, babasının
ismi babamın ismine uygun birini meydana çıkarır (Mehdi) ve
o da dünyayı adalet ve nesafetle doldururdu. Daha önce zulm
ve cevir ile doldurduğu gibi. (Hz. İbn-i Mes'ud
RA)
508/6. Şarktan bir cemaat çıkar, Mehdi'nin saltanatına
yardım ederler. (Hz. Abdullah bin-i Haris RA)
508/4. Horasan'dan siyah bayraklılar çıkar ve İlya'ya
(Kudüs'e) kadar önlerinde bir şey tutunamaz. (Hz.
Ebû Hüreyre RA)
33/5. Siyah bayraklar gelip de karşınıza çıktında,
Farslılar'a ikramda bulunun. Zira sizin devletiniz onlarla beraberdir.
(Hz. İbn-i Abbas RA)
135/3. Biz öyle bir ehl-i beytiz ki, Allah bizlere
dünyayı değil ahireti nasib etti. Benden sonra ehl-i beytim,
belâ, şiddet ve tarda maruz kalacaklar; doğu tarafından siyah
bayraklılar gelinceye kadar... Bunlar mal isteyecek, kendilerine
mal verilmeyecek. Bunlar döğüşecekler, sonra geri çekilecekler.
İstedikleri kendilerine verilecek, fakat kabul etmeyecekler.
Ve onu, ismi ismime, babasının adı, babamın adına uyan, ehl-i
beytimden bir kimseye teslim edecekler.
O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı
ve zulümle dolu olan arzı, doğruluk ve adaletle doldurur. Sizden
veya sonra gelenlerden birisi ona yetişirse, kar üzerine sürünerek
dahi olsa, gelsin ona katılsın! Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.
(Hz. İbn-i Mes'ud RA)
48/1. Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar
gördüğünüzde onlara katılın! Zira onların içinde Allah'ın halifesi
Mehdi (AS) vardır. (Hz. Sevban RA)
298/2. Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar
gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsa da onlara iltihak ediniz!
Zira onların arasındra Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır.
(Hz. Sevban RA)
518/5. Ramazanda bir seda olur. (Mânâsı anlaşılır).
Şevvalde de bir seda olur. (Mânâsı anlaşılmaz). Zilkadede kabileler
birbiriyle çarpışır. Zilhiccede hacılar talana uğrar. Muharremde
gökten şöyle nida olur: "Dikkat ediniz. Filan kimse Allah'ın
halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiz ve ona uyunuz!" (Hz.
Şehr ibn-i Havşeb RA)
346/6. Hiç şüphe yok ki, arz cevir ve zulümle dolacak.
Zulüm ve cevirle dolduğu o zaman, Allah ehl-i beytimden ismi
benim ismimde, babasının ismi babamın isminde bir kimseyi gönderir
de dünyayı adaletle ve nesafetle doldurur. Önce zulüm ve cevirle
dolduğu gibi. O zaman gök yağmurunu, yer mahsülünü esirgemeyecek
ve o aranızda yedi, sekiz, çok çok dokuz vakit duracak. (Hz.
Muaviye ibn-i Kur'a RA)
508/8. Ümmetimin içinden Mehdi (AS) çıkar. Beş
veya yedi veya dokuz (sene) kalır. (Râvi sayıda tereddüt etmiş.)
Sonra üzerlerine bol rahmet gönderilir. Arz nebatatını bir şey
saklamaz bitirir. Mal hakir olur. Bir adam ona gelir ve şöyle
der: "Ya Mehdi bana ver, bana ver!" Ona elbisenin taşıyabileceği
kadar verir. (Hz. Ebu Said RA)
508/7. Ümmetimin sonunda Mehdi (AS) çıkar. Allah-u
Zülcelâl Hazretleri ona rahmetini indirir. Arz ona nebatını
çıkarar. Mal sahih olarak verilir ve müsavat üzere taksim edilir.
Davar çok olur. Cariyeler bile saygı görür. Yedi veya sekiz
yıl yaşar. (Râvi yedi veya sekizde tereddüt etmiştir.)
(Hz. Ebû Said RA)
7/7. Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve ehl-i
beytimden bir kişidir. O, insanların ihtilâf ve ictimâî sarsıntılar
içinde bulundukları bir sırada çıkar. O yeryüzünü, kendinden
önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile
doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır. Ve o malı sabah üzere
taksim eder.
Dediler ki:
"Sabah nedir?"
Buyurdu ki:
"Seviye üzere demektir.
Ve ümmet-i Muhammed'in kalblerini zenginlikle doldurur
ve adaleti onları ihata eder. O kadar ki, bir münâdiye "Kimin
ihtiyacı varsa bana gelsin!" diye nida etmesi emrolunduğunda,
bir kişiden başka kimse gelmez. O kimse istekte bulunur. O da
"Hazinedara git sana versin" der. O da gider ve "Ben Mehdi tarafından,
kendisine istediği verilmesi için gönderilen kimseyim." dediğinde,
hazinedar "Al!" der. O da alır.
Fakat aldığını taşımaya gücü yetmez. Bunun üzerine
taşıyabileceğini alır, fazlasını geri bırakır. O malla çıkar
ama, sonra pişman olur ve "Ümmet-i Muhammed'in nefis cihetinden
en aç gözlüsü herhalde benim. Onların hepsi de mala davet olundukları
halde, benden başkası buna icabet etmedi." diyerek, aldığı malı
iade etmek ister. Hazinedar da: "Biz verdiğimizi kat'iyyen geri
almayız!" der. Bu devir altı, yedi, sekiz veya dokuz sene devam
eder. Bundan sonraki hayatta ise hayır yoktur.
Hadramut'tan Bir Ateşin Zuhuru
297/7. Yakında Hadramut'tan veya Hadramut denizinden
bir ateş çıkacak ve kıyametten evvel insanları toplayacak.
Dediler ki:
"Ya Resulullah, bize ne emredersin?"
Buyurdu ki:
"Siz Şam'a gitmeye bakın!"
(Hz. İbn-i Ömer RA)
Not: Bu toplanma yerinin Şam olduğu
bilindiği için melhamelerde Hz. Mehdi zamanında merkez Şam'da
olmakla, bu hadise tahminen buraya yerleştirilmişse de doğrusunu
Allah-u Teàlâ bilir.
48/1. Horasan cihetinden gelen siyah sancaklar
görüldüğünde onlara katılın. Zira onların içinde Allah'ın halifesi
Mehdi (AS) vardır. (Hz. Sevban RA)
282/2. Yakında size Horosan tarafından siyah bayraklılar
gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsa da onlara iltihak ediniz.
Zira onların arasında Allah'ın halifesi Mehdi (AS) vardır. (Hz.
Sevban RA)
(Osman Çataklı-Lütfi Doğan -M. Cevad"Râmûz
el-Ehàdîs, Hadisler Deryası" kıyamet alametleri, 1982)
Yine ayrıca Osman Çataklı hazırladığı "Son Mürşitlerimiz"
isimli yazı dizisinde konu ile ilgili olarak şunları yazmıştır:
"…Hazreti Mehdinin zuhur zamanı, aşağıdaki hadisi
şerifle 4. sulha göre şöyle verilmiştir.
Yedi yıl devam edecek olan 4.sulhdan sonra Hz.
Mehdi'nin zuhur edeceği.
2.15. Ebu Naim, Ebu Umameden tahric etti, Resulullah
(SAV) buyurdu: Sizinle insanlar (bir nüshada rumlar deniyor)arasında
dört sulh olacak, dördüncü sulh, heraklius ehlinden bir adam
vasıtası ile olur ve bu yedi yıl devam eder. Bir adam, "ya Resulullah
(SAV) o gün insanların imamı kimdir?" dedi. Buyurdu ki: Evladımdan
kırk yaşında mehdidir. Yüzü parlayan yıldız gibidir yanağında
siyah bir ben vardır, üzerinde kutvani iki aba bulunur. Tavrı
ben-i İsrail ricaline benzer, arzdaki hazineleri çıkarır ve
şirk beldelerini feth ecer." ( tavrı ben-i israil ricaline benzemesi,
onlar gibi heybetli ve acar manasına gelir.)
Bir çok kimsenin kanaati, 4.sulh, 1979 da ABD-İsrail
ve Mısır arasında Amerika'da başkanların yazlık yeri oplan Camp
David'de yapılan anlaşmadır.
...Ama Hz. Mehdinin geleceğinin en net alameti
ise geleceği muharrem'den önceki ramazanın ortasında güneş tutulması
olacağıdır. Bilindiği gibi güneş normal olarak aybaşında güneş
ay ve dünya aynı düzlemde iken yani içtima saatinde olur. Burada
ise mucizevi olarak ay güneşe göre dünyanın arkasında iken güneş
tutulacaktır.
İşte hadisi şerif:
AMA 4.15- Darekutnisünen de Muhammed
bin Aliden tahric etti. O şöyle dedi: Bizim mehdimizin iki alameti
vardır ki, Allah semavat ve arzı yarattığından bu yana böyle
bir şey vaki olmamıştır. Bunlar Ramazanın ilk gecesinde ay yarısında
ise güneş tutulmasıdır. Allah semavat ve arzı yarattığından
beri böyle olmamıştır.
İşte o ramazan'ı takip eden muharrem'in 9'unu,
10'una bağlayan gece yatsı namazından sonra Mehdi zuhur eder
ve kabe'de rukun ve makam arasında biat alır ve o zaman insanlara
şöyle hitab eder…
AMA 6.3- Keza (N:B.Hammad) Cafer'den
tahric etti, o şöyle dedi: Mehdi yatsı vaktinde Resulullah (SAV)
bayrağı, gömleği, kılıcı ve Nur ve beyan gibi daha bir çok alametler
yanında olduğu halde Mekke'de zuhur eder. Yatsı namazını kıldıktan
sonra en yüksek sesi ile hitab eder. "Ey insanlar! Ben size
Allah'ı hatırlatıyorum. Yarın mahşer gününde Allah'ın huzurunda
yerinizin ne olacağını haber veriyorum. Allah Teala size pek
çok deliller ve peygamberler göndermiş, Kur'anı indirmiş ve
size söyle emretmiştir:
Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayın. Allah ve resulune
itaati koruyun. Kuran'ın ihya ettiğini diriltin, yasakladığını
da yasaklayın ve siz Mehdi'ye yardımcılar ve destek olun. Zira
dünyanın fena bulması ve zevale ermesi yaklaşmıştır. Ve bu kesindir.
Ben size Allah ve resulüne, O nun kitabıyla amel etmeyi, batılı
yokedip, sünneti ihya etmeye çağırıyorum."
Bu hitabından sonra, yanında, sonbahar bulutları
gibi birbirinden habersiz toplanan Bedir ehli sayısınca, üçyüz
onüç kadar insanla birlikte zuhur eder. Onun ashabı gece abid,
gündüz ise aslanlar gibidir. Allah Mehdi için Hicaz toprağını
feth ederek hapisteki haşimilerin hepsini de kurtarır. Siyah
bayraklar ise Kufe'ye inip biat için Mehdi'ye adam gönderirler.
Zulmü ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer.
Allah Teala onun elinde Konstantiniyyenin fethini müyesser kılar.
Görüleceği gibi Hz.Mehdi hitabesinde Allah size
şöyle emretmiştir: "…Siz Mehdiye yardımcılar ve destek olun."
Halbuki Kuran'da zahirde Mehdi ile alakalı bir
ayet görülmüyor gibi ise de bir çok zevat bilhassa Saf suresi
ve diğer bir kaç surede Mehdi ile ilgili ayetler olduğunu beyan
etmişlerdir. Bir hadisi şerifte ise Peygamber (SAV) Hz. Mehdiye
katılmayı bakın nasıl emrediyor:
R.el-Ehadis298.2- yakında size Horasan tarafından
siyah bayraklılar gelecek. Kar üzerinde emekleyerek olsada onlara
iltihak ediniz. Zira onlar arasında "Mehdi" vardır.
Bu hadisi şerifte ilk nazarda Hz. Mehdi'nin Horasan'dan
geleceği gibi bir mana çıkıyorsada esasında Mehdi tabiatı ile
Mekke'den çıkacaktır. Burada kasd edilen Horasandan gelecek
siyah bayraklılar Mehdi'nin yardımcıları olup başlarında da
"Şuayb İbni Salihi Temimi" olduğu halde Mehdi ile birleşecekler
ve kendisinin öncü kuvvetlerini teşkil edeceklerdir.
Görüldüğü gibi Resulullah (SAV) burada Hz. Mehdi
için Allah'ın halifesi tabirini kullanmıştır ki calibi dikkattir..."
(Osman Çataklı, Son Mürşidler, 4. bölüm, yazı dizisi)
HÜSEYİN HATEMİ
Hüseyin Hatemi yazmış olduğu "İnsanlık ve sevgi
dini: İslam" kitabının bir bölümünde;
"Hazreti Musa'nın; Allah tarafından bildirilerek
kendisinden bir bilgi boyutu açısından daha yüksek derecede
olmasına rağmen halka "resul" elçi olarak gönderilmeyip gizli
kalmış bulunan bir "nebi"yi, halk arasında anılan adı ile Hızır'ı
görmek için çıktığı yolculukta "Mecma'il-bahreyn" (iki denizin
birleştiği yer), hem iki denizin kavuştuğu bir yer olmalı, hem
de bu terim ile Musa ile Hızır'ın buluşmasına işaret edilmiş
olmalıdır. Bu olaylar da büyük bir ihtimalle İstanbul civarında
ve İstanbul'da geçmiştir. İstanbul kelimesi sonradan yapılan
tahrifler bir yana bırakılırsa Beykoz'da bugünkü Yuşa Tepesi
civarında şehri kuran Fenikelilerden beri şehrin sami dillerinde
karşılığı olan Mecma'ul Bahreyn'in Yunanca karşılığıdır. "Isthyme-pole";
"iki deniz arası şehri" demektir. İlerideki mirasçılık
haklarının korunmasında da herhalde "Mesih" ve annesi bu şehirde
doğacak olan "Mehdi" ye işaret vardır. (Hüseyin Hatemi, İnsanlık
ve sevgi dini İslam, s. 107, birleşik yayıncılık. 1998)
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
Yaşar Nuri Öztürk, "Depremin Gösterdikleri" kitabının
bir bölümünde ahir zamanda gelecek olan "Uyarıcı" hakkında şunları
yazmıştır:
"Deprem diyor ki! Uyarıcıları iyi dinleyin!
İnsanlık hiçbir devirde uyarıcıları gereğince dinlemedi.
Allah, her devirde, her topluma ''nezirler'' (uyarıcılar)
gönderdi. (Bk. Kur'an, Fatır, 24)
Uyarıcılar sürekli gönderilmiştir, ama insanlık
bunları dinlememiştir.
Uyarıcılar, bazen peygamber (resul, nebi) şeklinde
gönderilir, bazen de peygamberin açtığı ana yolda faaliyet gösteren
mübelliğler şeklinde... Bu mübelliğler bazen müçtehit olur,
bazen müceddit...
Peygamberlerde nezir (uyarıcı) sıfatının yanında,
hatta ondan önce beşir (müjdeleyici) sıfatı vardır.
Mübelliğ uyarıcılarda beşir sıfatı aranmaz. Çünkü
onlar, daha önce peygamber tarafından zaten dikkat çekilmiş
ihmal ve zulümlerin bozduğu dengeleri düzeltmek için konuşurlar.
Bu tür konuşmalar hemen daima sert ve sarsıcı olur.
Uyarıcıların sertliği, ürkütücülüğü onların rahmet
ve şefkatten uzaklığı anlamında değerlendirilmemelidir. Onlar
aynı zamanda rahmet ve şefkáti de taşırlar, ama esas görevleri,
insan kulağına, ürpertici sözleri iletmek olduğu için genelde
sert ve kırıcı olurlar.
Uyarıcıların çok önemli zaman dilimlerine hitap
edenlerine ''çıplak uyarıcı'' diyoruz.
Çıplak uyarıcı, genellikle yüz yılda bir gelir.
Kuran Kameri takvim kullandığına göre, 15. yüzyıl'ın çıplak
uyarıcısı yaklaşık, çeyrek asırdan beri beklenmektedir.
Ben derim ki, 15. yüzyıl'ın çıplak uyarıcısı gelmiş,
görevine başlamıştır.
Burada bir özellik daha dikkat çekmektedir. Miladi
takvimi esas alarak baktığımızda, Kameri takvimin 15. yüzyıl
çıplak uyarıcısı, miladi takvime göre iki yüz yıla da hitap
edecek demektir. 20. ve 21. yüzyıllar. Bu olgu, Allah'ın bu
yüzyılın çıplak uyarıcısına lütfunun bir göstergesidir. ''Bu,
Allah'ın lütfudur ki, Allah onu dilediğine verir. Allah, o büyük
lütfun sahibidir.'' (Kur'an, Cumua, 4).
Bu olgunun bir anlamı daha vardır: Bu yüzyılın
çıplak uyarıcısı, sadece Kameri takvimin sembolize ettiği İslam
dünyasına değil, Miladi takvimin sembolize ettiği Batı dünyasına
da hitap eden bir uyarıcıdır.
Doğrusu o, bir ''ortak-evrensel uyarıcı''dır.
(Depremin gösterdikleri, Yeni Boyut Yayınları s.
232-233)
SERKAN TEKİN
Geçmiş alimlerin Mehdi'yle ilgili yapmış oldukları
çalışmalar Mehdi'nin zuhur tarihi olarak 1400-1500 hicri yılları
vermektedir. Bu tarihler doğrultusunda günümüzde bazı araştırmacılar
mehdi ile ilgili daha derin ve ciddi araştırmalar yaparak hadislerden
ve büyük islam alimlerinin konuyla ilgili söylemiş oldukları
beyitlerin ebced hesaplamalarıyla beklenen mehdinin çıkış alametlerini
ve çıkış tarihini hesaplamaya çalışmışlar ve aynı tarihleri
bulmuşlardır...
Genç araştırmacılardan Serkan Tekin de
yazmış olduğu bir kitapta mehdinin çıkş tarihini cifir hesabıyla,
günümüz tarihleri olarak bulmuştur.
İşte genç araştırmacı Serkan Tekin'in yazdıkları:
"Dört mezhep aliminin görüşüde şöyledir. Mehdi
ile ilgili hadislerin çoğu sahihtir. Ravileri itibar edilen
kişilerdir. Bu görüşü savunan alimler, İslam alimlerinin yüzde
yetmişdokuzunu meydana getirirler. Bu kişiler İslam dininin
en büyük alimleridir. İslam alimlerinin arasında tabiilerin
reislerindendir.
Sait Bin Cübeyr ve dört mezhep imamları "İmam Hanefi,
İmam Malik, İmam Şafi, İmam Hambeli" ve iki akide imamları "Ebu
Hasan Eşari, Ebu Mensur Maturidi" ve İslam güneşi lakabıyla
anılan İmam Gazali ve allamelerden Molla Fenari, Sadi Teftazani
ve allame Davudi Antaki, İmam Şarani, Muhiddin Arabi, Şeyhülislam
İbni Hacer el Heytemi, Müçtehit İmam Suyuti, Allame Sabban,
Muhammed Berzenci, Allame Resul Essibki, Hasan İraki, İmam Kastalani,
Abdülkadir Geylani, Kadı Beydavi, Muhammed Ramli, Şihabi Remli,
Allame Alaattini Attar, Mevlana Halidi Bağdadi, İmam Rabbani,
Aliyyul Havas, İmam Nevevi, Yahya Muzuri, Said Nursi, Molla
Cami, Allame Abdul Gafıri Lari, İbrahim Hakkı Erzurumi, Mukatil,
Celali, Mahali, Celali Suyuti, Kadı Ebubekir Bakilani, Kadı
İyaz, Muhammed Savi, Fethullah Verkanisi, Muhiddin Haveyli ve
Alaaddin Ohini gibi alimler vardır.
Bu alimlerin hepsi ve talebeleri mehdi konusunda
aynı görüşü beyan etmişlerdir...
Bu alimlerin görüşü daha saygın ve sahih itibar
edilir olduğu için bizde ahir zaman konusunu onların beyanatlarını
esas alarak işleyeceğiz...
...Büyük mutasavvıf Sibgatullahi Arvasi'nin yeğeni
Allame Muhammed Hafid'in büyük Allame Hafız Muhittine naklettiğine
göre;
Mehdinin doğumu: 1385
Zuhuru (çıkması): 1425' dir
...Mehdinin doğumunun hicri 1385 ve zuhrunun hicri
1425 olduğu "zuhurul mehdi ve deccal" adlı eserde mehdi ile
ilgili nakledilen bir hadiste açıkça söylenmiştir.
Ayrıca bu eserde; "Mehdinin sırtında üzerinde
bu Allah'ın halifesi, beklenen mehdidir yazılı bir mühür olacağı
anlatılmaktadır." Ayrıca mehdinin müçtehit(içtihat eden) çok
büyük bir islam alimi olacağı da o eserde geçmektedir." zuhrul
mehdi ve deccal" adlı kitap Allame Resul Sibki'nin yazdığı en
son eserdir.
..."Muhakkak Allah'ın taraftarları galip
olanların ta kendileridir." Cümlesinin cifir hesabından anlaşılıyor.
Bu cümlenin cifr hesabı, hicri 1428 ediyor. Bu tarih Mehdinin
çıkmasından üç sene sonradır. Çünkü mehdi çıktıktan üç yıl sonra
ilk büyük galibiyetini alıyor. Mehdinin ilk büyük galibiyeti
hicr 1428 olduğuna göre Zuhuruda "Mehdiliğinin ilan edilmesi"
hicri 1425'tir...
...Bu ayette galibiyetin Mehdinin galibiyeti olduğu
hangi verilerden anlaşılıyor. Önceki tarihlerde olan, İslamiyet'in
galibiyetlerinden herhangi biri olmaz mı? Niçin illa da Mehdi
sonucu çıkartılıyor... Ayetteki kelimeleri "Kur'an Belagati"
ilmine göre incelediğimizde, ayette geçen galibiyetin, Mehdinin
galibiyetinden başka bir şey olmadığını açıkça görmekteyiz.
Çünkü; ayette 4 tekid (pekiştirme) vardır... En
büyük tekidin cümle de zikir edilmesi cümledeki galibiyetin
en büyük galibiyet olduğu açıkça bildiriliyor...Tarihte böyle
bir galibiyet bu güne kadar olmamıştır. Fakat Mehdi müjdesini
veren hadisler böyle bir galibiyetin ahir zamanda mehdi sayesinde
olacağını açıkça haber verir...
Yaptığım araştırmalar mehdinin 2005'te çıkacağını
gösterdiğine göre, Süfyanın da 2004 yılının sonunda çıkacağını
göstermektedir. (Serkan Tekin, Kuran'da gizlenen
tarihler. s. 160-202, nokta yayınları, 2002)
İBRAHİM KOCABIYIK
Şimdi'de "Mehdilik ve İmamiye" kitabının yazarı
İbrahim Kocabıyık'la 15-21 Ocak 2000 tarihihli Aksiyon dergisinde
yapılan bir mülakatta mehdilik ile ilgili görüşlerini aktaralım:
"Mehdilik ve İmamiye kitabının yazarı, İbrahim
Kocabıyık:
"Mehdi, insanlığın ıslahı için çalışanlardır"
Mehdi ile müceddit müteradif olarak kullanılmıştır.
Ebu Davud'un Sünen'inde gördüğümüz, Allah'ın yüz senede bir
yenilediği bu mehdiler veya mücedditler değişik vasıtalarla
toplumlara ulaşmışlardır.
- Mehdi konusu dini kaynaklarda nasıl yer alıyor?
- Konu Kur'an'da Mehdi olarak geçmiyor.
Hadi ismi 5 yerde Kur'an-ı Kerim'de zikredilir. Hadiyen ve Nasira
şeklinde. Kök olarak Heda kökünden geldiğinden Mehdi ile Hadi
isminin alakası vardır.
- Yani Mehdi, Allah'ın Hadi ismine mazhar olmuş
kimsedir.
- Evet.
- Peki, Mehdi bir kişi midir?
- Hayır. Mehdi anlamını kedinde taşıyan, yani insanları
hidayete davet edenlerin başında peygamberler gelmektedir. Hidayete
çağırma olayı, yaratılış çizgisinden uzaklaşmış insanların yeniden
ana çizgiye çağrılmasıdır. Dolayısıyla bu işi en başta yapanlar
peygamberlerdir.
Mehdi'nin diğer anlamı da bol bol hediye dağıtan,
bağış yapan demektir. İnsanlar yaratılış çizgisine geldikten
sonra anarşiden, terörden kurtulmuştur. Yaratılış çizgisi dediğimiz
şey fıtrattır bir anlamda. Çünkü din fıtridir, fıtri olanı ister.
Gözün görmek istediği gibi. İnsanın ruhu, kalbi gibi şeyleri,
ya da vicdanı diyelim topluca, ancak peygamberlerin sunduğu
şeylerle tatmin olur. Ruhla fizik arasında denge ayarlanabilirse
terör olmaz.
- Mehdi'nin ahirzamanla irtibatından dolayı mı
terör ve anarşi gibi günümüz açısından önemli olan tabirleri
kullanıyorsunuz?
- Hayır. İnsanlığın tarihinde irtica her zaman
olmuştur, terör ve anarşi her zaman olmuştur.
- O zaman Mehdi de sadece ahirzamanla ilgili değil.
Evet. Şundan dolayı rivayetlerde ahirzamanla ilgili
olarak geçmiştir: Dünyamızın eceli kıyametledir. Elimizdeki
hadis külliyatında -Kütüb-i Sitte dahil- Buhari ve Müslim'de
ıslah edici bir mümin olarak geçer ama ismi verilmez. Buhari
ve Müslim dışında İbn-i Mace, Tirmizi, Ebu Davut ve diğerlerinde
Mehdi olarak zikredilir. Kıyametin yaklaşmasına yakın anarşi
ve terör daha da yaygınlaşacak. Çünkü son peygamber gelmiş,
fıtrat yolunu en açık şekliyle ve bütün genişliğiyle ortaya
koymuş. Son peygamberden sonra başka bir peygamber daha gelmeyeceğine
göre, insanlık ana çizgiden daha çok uzaklaşacaktır.
- Yani, taşkınlıkların boyutu kıyametin
kopmasını gerektirecek seviyelere ulaşacak. Bu taşkınlıklar
o kadar zuhur ediyor ki artık, soyu benim soyumdan olacak dediği,
bozulmamış, o eskilerin ifadesiyle silsile-i zeheb, seyitler
dediğimiz o altın soydan gelecek diyor.
Kıyamet kopmadan önce tüm insanlığı kucaklayan
bir ıslah hareketi olacaktır. Bu noktanın altını çizmekte fayda
var. Mehdilik bölgesel, ya da bir ülkeye bağlı bir hareket değildir.
- Burada müsaadenizle bir noktayı açalım. Esas
Mehdi efendimizdir. Hadi ismine mazhar olmuş şahıs ya da şahıslar
onun getirmiş olduğu ve sizin de ana çizgi olarak adlandırdığınız
çizgiye daha fazla insan ulaştırmakta rol oynarlar.
- Tabii.
- Ahir zaman Mehdi'si de o çizgiyi kendi zamanına
en güzel şekilde taşıyacak olan kimse olmuş oluyor.
- Evet. Onun için bu manada Mehdi ile Müceddit
müteradif olarak kullanılmıştır. Ebu Davudun Süneninde gördüğümüz,
Allah'ın yüz senede bir yenilediği bu Mehdiler veya Mücedditler
değişik vasıtalarla o dediğiniz toplumlara ulaşmışlardır.
Mesela İmam-ı Rabbani kendi döneminde mektuplarla
uzak mekanlardakilere ulaşarak bu tecdit vazifesini yapmaya
çalışıyor. Mesela bir İmam Gazali'yi alalım. Eyyühel Veled kitabını
yazıyor, çocuğuna nasihat gibi. Bir tehafütü'l Felasife'yi yazıyor
felsefecilere karşı. O dönemde Grek felsefesinin gençlerin dini
inançları üzerinde olumsuz etkiler yaptığını görüyor. Günümüzde
bir çok cereyanın etkilediği gibi. Bir taraftan İhya-i Ulumi'd-din
diğer taraftan Tehafüt sanki İslami ilimler yerle bir olmuş
da yeniden ihya ediyormuş gibi bir ihya.
Bir ihya hareketidir zaten bunlar aynı zamanda.
Dolayısıyla tecdidin altında yatan da bu ihyadır zaten. Bir
reform manasında anlamamak lazım bu tecdidi. Onun için de Kur'ani
çizgi dediğimiz bu ana çizgiye, peygamber çizgisine çağıran
bu mücedditler geniş kitlelere ulaşmak için ya kitap yazmışlar,
vaaz etmişler veya talebeler yetiştirmek suretiyle o talebeleri
dünyaya dağıtmışlar...
- En sağlam iki kaynak olarak bildiğimiz
Buhari ve Müslim'de nasıl geçiyor?
- Mehdi ismini anmadan, ıslah edici mümin
olarak geçiyor. Diğer hadis kitaplarında ise Mehdi
olarak geçiyor. Özellikle Tirmizi bu hadisleri aldıktan sonra
"Haza sahihun hasenün" diyor. Tirmizi'nin kendi kritiğinde bu
ifade ile verilen hadisler Buhari ve Müslim hadisi gibi sağlamdır.
Asrımızda yaşayan Kittani, Mehdilikle ilgili rivayetleri bir
kitap haline getirerek, bu rivayetlerin toplamının tevatür derecesine
ulaştığını söylemiş. (Aksiyon dergisi, 15-21 Ocak
2000)
SÜLEYMAN KÖSMENE
Günümüz araştınmacı-yazarlarından Süleyman Kösmene'nin
de Mehdiyet konusunda birçok makalesi bulunmaktadır. Aşağıdaki
alıntı, yazarın "Fıkıh Günlüğü" adı altında köşe yazılarını
neşrettiği "Yeni Asya Gazetesi'nin" 2 Ocak 2003 tarihli makalesinden
alınmıştır.
Hazret-i Mehdî'nin Gizliliği
Zonguldak'tan bayan okuyucumuz: "Üstad
Hazretleri, Mehdî için bazı yerlerde 'sonradan gelecek; biz
ona zemin hazırlıyoruz' diyor. Bu ne demektir? Zemin hazırlamakla
ne denmek isteniyor? Hz. Mehdî sonradan mı gelecektir?"
Alanya'dan Remzi Çetin: "Risâle-i Nûr'u
okuyanlar içinde Hz. Mehdî'yi arayanlar var. Mehdî gelmiş midir?
Gelecek midir? Hz. Mehdî'yi bulan ne yapmalıdır?"
İstanbul/Pendik'ten Rumeysa rumuzlu okuyucumuz:
"Bir akşam TV'de bir din bilimci, 'âyetlerden anlıyorum
ki, Hazret-i Mehdî 2005 yılında gelecek' diyor. Bu ne demektir?
Ne derece doğrudur?"
Hazret-i Mehdî Aleyhisselâmın zuhuru, Peygamber
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâmın âhirzamanla ilgili verdiği
gaybî haberlerden birisidir. Bin dört yüz yıldan beri ümmet
bu haberi gündeminde baş tacı olarak saklamış; Deccal'den ne
derece Allah'a sığınmışsa, Mehdîyi de o derece Cenab-ı Hakkın
rahmetinden beklemiştir. Her asır bir nevî Mehdîye ihtiyaç göstermiş
ve müceddid mânâsında bir nevî Mehdîyi görmüş de olmasına rağmen;
bu son asırdaki Mehdi-yi Azam ayrı bir hususiyet, sıfat, unvan
ve makamla beklenmiş ve âdetâ tüm ıslah ümitleri ona bağlanmıştır.
Fakat Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm ile ilgili haberler
de, diğer âhir zaman haberleri gibi kapalı, perdeli ve doğru
tevil edilme gereği bulunan haberlerdendir. Nasıl Hazret-i İsâ
Aleyhisselâm geldiğinde onu herkes tanımayacak, sadece onun
yakınları ve havâssı, îmân nûru ile onu tanıyacak ise1; Hazret-i
Mehdî Aleyhisselâm için de bu böyledir. Yani herkes Hazret-i
Mehdî Aleyhisselâm'ı açıktan tanımayacaktır. Bunun bilhassa
ibâdeti, imtihan sırrını ve kulluğu ilgilendiren önemli hikmetleri
vardır. Nitekim:
Bu bir peygamberlik olayı değildir ki,
açıktan bilinsin. Mehdiyet makamı gizlilik dereceli bir makamdır.
İmtihan sırrı bu makamın gizli kalmasını gerektirir. Bu makam
sahibi, peygamberler gibi kendisini açıktan ilân etmez. Bu makam
için böyle bir zorunluluk ve ihtiyaç yoktur.
Peygamberlik makamını inkâr küfrü gerektirir. Bundan
dolayı peygamberler "Lâ İlâhe İllallah" kelimesinden sonra kendilerinin
Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu bir îmân akîdesi olarak formüle
etmişler ve insanları bu îmâna çağırmışlardır. Bunun doğruluğunu
teyid için de gerektiği zaman Allah'ın yardımıyla mu'cize göstermişlerdir.
Fakat mehdiyet makamı, "Allah'a ve peygambere îmân"
hakîkatının içerisinde ve temelde bu hakikatı ispat için taraf-ı
İlâhîce ihdas edilmiş bir âhir zaman aynasıdır. Yani, îmân için
bir aynadır; fakat imânın kendisi değildir. Hazret-i Mehdî Aleyhisselâmın
mehdî oluşuna imân etmek değil, ona tâbi olmak ve sunduğu hakîkatlere
tâlip olmak söz konusudur. Bu bakımdan Mehdî Aleyhisselâm, peygamber
gibi açıktan gelmeyecek, kendisinin Mehdî olduğunu îlân ve ifşâ
etmeyecektir.
|