Hz. İsa (as) Ve Hz. Mehdi (as)’in Çıkış Zamanı

Hz. Mehdi (as) Hicri 1400’de Yani Bu Yüzyılda Çıkacaktır.

Her yüzyılda bir müceddid gelecektir.
Hicri 1400'de gelecek olan ise ahir zamanın büyük müceddidi Hz. Mehdi (as)'dır...

Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerde, büyük ehli sünnet alimi Ebu Davud Hazretleri’nin Sünen-i Ebu Davud isimli eserinde, İmam Rabbani Hazretleri’nin Mektubat’ında yer alan hadislerde ve Hicri 1300’ün müceddidi olan son bin yılın en büyük alimi ve müceddidi olan Said Nursi Hazretleri’nin Risalelerinde her yüzyılda İslam dinini bidatlerden ayıracak bir kişinin geleceği, bu kişi vesilesiyle İslam ahlakı ve faziletinin ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin canlandırılacağı haber verilmiştir.

Peygamberimiz (sav) hadislerinde özellikle Hicri 1400’ü Hz. Mehdi (as)’ın zuhur vakti olarak bildirmiş ve bu dönemden itibaren insanların Hz. Mehdi (as) etrafında toplanmaya başlayacaklarını söylemiştir. Üstad Hazretleri ise yaşadığı Hicri 1300’den yüz yıl sonra Hz. Mehdi (as)’ın geleceğini ve dünyaya hakim olan zulüm sistemini ilmen ve fikren dağıtacağını söylemiştir.

 

Ebu Hüreyre’nin rivayetine göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuş: Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah HER YÜZ SENENİN BAŞINDA şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir. (Sünen-i Ebu Davud, cilt 5, s. 100)

HER YÜZ SENE BAŞINDA bu ümmetin uleması arasından BİR MÜCEDDİD GELECEK ve şeriatı (Kuran ahlakı ve fazileti ile Peygamberimiz (sav)’in sünnetini) ihya edecektir (canlandıracaktır). (Mektubat-ı Rabbani, cilt 1, s. 520)

Ashab-ı Kütüb-i Sitte’den İmam-ı Hâkim’in Müstedrek’inde ve Ebu Dâvud’un Kitab-ı Sünen’inde, Beyhaki “Şuab-ı İman”da tahric buyurdular (meydana koydular): “HER YÜZ SENEDE BİR, CENAB-I HAK BİR MÜCEDDİD-İ DİN (DİNİ YENİLEYEN) GÖNDERİYOR…”  (Barla Lahikası, s. 119)

Üstad Said Nursi Hazretleri, Barla Lahikası’nda Hicri 1200’ün yani 12. asrın müceddidinin Hazreti Mevlana Halid olduğunu bildirmiştir.

HER YÜZ SENE BAŞINDA dini tecdid edecek (yenileyecek) bir müceddidi (yenileyiciyi) gönderiyor” müjdesinin ihbarına (verdiği bilgilere) muvâzi (uygun) olarak HAZRET-İ MEVLANA HALİD -ekser ehl-i hakikatin tasdikiyle (din alimlerinin büyük bir çoğunluğunun onaylamasıyla ve ittifakla)- 1200 senesinin yani ON İKİNCİ ASRIN MÜCEDDİDİDİR (Barla Lahikası, s. 120)

Mevlana Halid-i Bağdadi Hicri 1193 (Miladi 1779) yılında doğmuş, Hicri 1242 yılında (Miladi 1827) vefat etmiştir. Bu mübarek insan, İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun ittifakıyla, Hicri 12. ve 13. yüzyıllar arasındaki müceddiddir.

Üstad Said Nursi Hicri 1300’lü Yılların Müceddidir

Mevlana Halid Hazretleri’nin Hicri 1200’ün müceddidi olduğunu belirtmesinin hemen ardından da, tam yüz sene sonra yani Hicri 1300’de ise Bediüzzaman Said Nursi kendisinin ve eserlerinin bir müceddid görevinde hizmet vermiş olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmiştir:

Madem TAM YÜZ SENE SONRA aynen dört cihette (yönde) tevafuk ederek (tam uyarak) RİSALE-İ NUR ECZALARI (BÖLÜMLERİ) AYNI VAZİFEYİ GÖRMÜŞ… Kanaat verir ki -nass-ı hadis ile (hadisin şüpheye yer bırakmayan ifadesi ile)- Risale-i Nur tecdid-i din (dini yenileme) hususunda BİR MÜCEDDİD HÜKMÜNDEDİR. (Barla Lahikası, s. 121)

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)’in Hicri 1400’de Zuhur Edeceğini Bildirmiştir

Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lamlar” ve “mimler” ikişer sayılsa BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZATLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ) OLABİLİR. (Şualar, s. 605)
Üstad Bediüzzaman’ın burada bahsettiği, “Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor”  (Tevbe Suresi, 32) ayetindeki lamlar ve mimlerin ikişer kez sayılmasıdır. Ayette yer alan;

 “Allahi

Allahu

illa” sözcüklerindeki “lamlar” ve

yutimme”  sözcüğündeki mim 2’şer kez sayıldığında ayetin bu cümlesinin ebced değeri 1910 etmektedir.

Şeddeli lamlar ve şeddeli mim ikişer kez sayıldığında ayetin ebcedi Miladi 1910 ettiğine göre, burada Üstadımız bundan bir asır sonra ifadesiyle MİLADİ 1910’DAN BİR ASIR SONRA demektedir. Yani Üstadımız’ın “Bundan” kelimesiyle ifade ettiği tarih Miladi 1910’dur. 1910’DAN BİR ASIR YANİ 100 YIL SONRASI İSE 2010’DUR.

İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler.  (Sözler, s. 318)

Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslam’ın mukadderatına (kaderine) nazar eden (göz atan) Hutbe-i Şamiye’deki hakikatler… Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet (müsbet ilimler ve sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (medeniyetin iyiliklerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (hakikati araştırma isteği) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, s. 25)

YETMİŞ BİRDE FECR-İ SADIK (tan yerinin ağarması, Güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti) BAŞLADI veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib (sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık) de olsa, OTUZ KIRK SENE SONRA FECR-İ SADIK (fecr-i kazibden sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma) ÇIKACAK(Hutbe-i Şamiye, s. 23)

1371 + 30 = 1401 = 1981

1371 + 40 = 1411 = 1991

… Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR ve TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla yayacak ve uygulayacak).  (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

O İLERİDE GELECEK ACİB (şaşılan, hayret uyandıran, benzeri görülmeyen) ŞAHSIN bir HİZMETKARI ve ONA YER HAZIR EDECEK BİR DÜMDARI (yardımcı kuvveti) ve O BÜYÜK KUMANDANIN PİŞDAR BİR NEFERİ (önden giden bir askeri) olduğumu zannediyorum.  (Barla Lahikası, s.162)

TA AHİR ZAMANDA HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında) ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ ve ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR, O DAİREYİ GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.  (Kastamonu Lahikası, s. 99)

Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza HAKİKİ BEKLENİLEN ve BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT (Hz. Mehdi (as)) dahi bu zamanda gelse…  (Kastamonu Lahikası, s. 57)

İmam Rabbani Hz. Mehdi (as)’ın, Peygamberimiz (sav)’in vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra, “bin ile ikinci bin yıl arasında” geleceğini bildirmektedir:

Ancak beklenen odur ki; ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA bu saklı devlet tecid edile (yenilene). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla… Böylece kemalatin (faziletlerin, mükemmelliklerin) aslı zuhur edip onun zilletini örte.. ve YÜCE BAĞLILIĞA DEĞER VEREN MEHDİ GELSİN. Allah ondan razı olsun.  (Mektubat-i Rabbani, cilt 1, s. 569)

Kuran hükümlerinin kuvvetlendirilmesi, milleti yenilemesi bu İKİNCİ BİNDEDİR. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: Hz. İsa (as)’ın HZ. MEHDİ (as)’in BU BİN İÇİNDE VAROLUŞLARIDIR.  (Mektubat-ı Rabbani, cilt 1, s. 611)

Resulullah (sav)’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (sav)’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. ARADAN BİN SENE GEÇTİKTEN SONRA, HZ. MEHDİ (as)’in GELİŞİ DE BUNUN İÇİNDİR. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem’ür-rüsül Resulullah (sav) müjdelemiştir. Hz. İsa (as) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir (inecektir). (Mektubat-ı Rabbani, cilt 1, s. 440)

Peygamber Efendimiz (sav)’in vefatının ardından bin sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam Rabbani Hazretleri’nin yukarıdaki izahlarına göre, inşaAllah Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as), bu bin ile ikinci bin yıl arasında geleceklerdir. İmam Rabbani, Mehdi (as)’ın ikinci binde geleceği konusunda son derece açık ve kesin ifadeler kullanmıştır.

Hz. Mehdi (as), Hicri 1400’de zuhur edecek olan ahir zamanın büyük müceddididir. Nasıl her Hicri yüzyıl başında bir müceddid İslam ahlak ve faziletini yenilemek ve hak dini bidatlerden arındırmak için bir müceddid göndermiş ise içinde yaşadığımız Hicri 1400’lerde de her zaman olduğu gibi mutlaka bir hidayet önderi, bir kutb-u azam, veli bir kişi bu önemli görevi yerine getirecektir. İşte bu kişi Müslümanlara yüzyıllardır yaşadıkları sıkıntı, zorluk, acı ve zulümleri unutturacak, tüm insanlığa huzur, barış, mutluluk, adalet, hakkaniyet, sevgi ve kardeşlik getirecek olan Hz. Mehdi (as)’dır. Ancak Hz. Mehdi (as) diğer yüzyıllarda zuhur eden müceddidlerden farklı olarak ahir zamanın Büyük Mehdisi olacak ve deccaliyetin en şiddetli olduğu böyle bir dönemde bütün zulme dayalı sistemleri, batıl inanç ve felsefeleri fikren yerle bir edecektir.

 

Dünya’nın Ömrü 7000 Yıldır Hadisleri Mehdi Devrinde Olduğumuzun Delilidir

Peygamberimiz (sav) hadis-i şerifleriyle, İslam ümmetinin icabet ömrünün 7000 yıl olduğunu bildirmiş kendisine kadar da bu ömürden 5600 yılın geçtiğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen Dünya’nın ömrü ile ilgili söz konusu sekiz hadis şöyledir:

◉ Dünyanın ömrünün yedi bin yıl olduğu

H.2 — İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine ŞU DÜNYANIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNCE SEVAP YAZAR.

H.3 — İbni Abiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan O dedi ki, Resullullah (sav) buyurdu: DÜNYA’NIN ÖMRÜ, AHİRET GÜNLERİNDEN YEDİ GÜNDÜR. ALLAH TEALA BUYURDU Kİ: “SENİN RABBİNİN YANINDAKİ BİR GÜN, SİZİN SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR.”

H.7 — İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan’dan, O da Said b. Cubeyr’den rivayet ettiler ki, DÜNYA, AHİRET HAFTALARINDAN BİR HAFTADIR.

H.5 — İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: DÜNYA, AHİRET HAFTALARINDAN BİR HAFTA OLUP, YEDİ BİN SENEDİR ve BUNUN ALTI BİNİ GEÇMİŞTİR.

H.6 — İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O DEDİ Kİ: DÜNYA YEDİ GÜNDÜR. HER BİR GÜN BİN YIL GİBİDİR. ve RESULULLAH DA ONUN SONUNDA GÖNDERİLDİ.

 

◉ Ashab-ı Kiram’ın gördüğü bir rüya

H.4 — Tabarani Kebir’inde diyor ki, Ahmed b. Nadr el-Askeri ve Cafer b. Muhammed-ül Feryabi nakletmişler ki; (Ravi silsilesi ile) Dakkak b. Zeyd-i Cüheni’den rivayet ettiler. O dedi ki: Ben gördüğüm bir rüya’yı Resullullah (sav)’a anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi. O BUYURDU Kİ: YEDİ BASAMAKLI GÖRDÜĞÜN MİNBER ŞU DÜNYANIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR, BEN DE ONUN SON BİNİNDE OLACAĞIM.

H.8 — İbni Abd-il Hamid, Tefsir’inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd’den, O da Yahya b. Atik’den, O da Muhammed b. Sirin’den, O da Müslüman olmuş kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: ALLAH, GÖKLERİ ve YERLERİ ALTI GÜNDE YARATMIŞTIR. RABBİMİN YANINDA BİR GÜN, SİZİN DÜNYA HAYATINDA SAYDIĞINIZ BİN YIL GİBİDİR. ve DÜNYA’NIN ECELİ ALTI GÜNDÜR, YEDİNCİ GÜNDE KIYAMET KOPACAKTIR. ALTI GÜN GİTMİŞTİR ve SİZ YEDİNCİ GÜNDESİNİZ.

 

◉ Peygamber (sav) zamanında, Adem (as)’dan beri 5600 yıl geçmiş olduğu

H.28 — Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti:

DÜNYA’DAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, s. 88, 89)

Ancak bazı kardeşlerimiz bu konuyu okurken Peygamberimiz (sav)’in belli bir takvime göre bildirdiği bu zaman dilimlerini Dünya’nın ömrü gibi algılamakta ya da burada bildirdiği zaman dilimlerine yönelik 7000 yıllık özel bir takvim kullandığını göz önünde bulundurmamaktadırlar. Sonuç olarak da ümmetin icabet ömrü olan 7000 yıllık bu süreyi, Dünya’nın ömrünün, sözde 7000 yıl olduğu şeklinde yanlış yorumlamaktadırlar.

Oysa ki Peygamberimiz (sav) söz konusu hadis-i şeriflerinde özel bir takvime göre böyle bir zaman bilgisi vermektedir. Nasıl ki, Hz. İsa (as)’ın doğum günü, Peygamberimiz (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicreti bir takvim başlangıcı olarak alınarak Hicri ve Miladi takvimler oluşmuş ise aynı bu şekilde Peygamberimiz (sav)’in de, o dönemde kullanılmakta olan belli bir takvime göre böyle bir hesaplama yapmış olması muhtemeldir. Şu an 2016 yılında olduğumuzu söylerken nasıl dünyanın yaşının 2016 yıl olduğunu kastetmiyorsak Peygamberimiz (sav) de, hadis-i şeriflerinde ümmetine Dünya’nın ömrünün 7000 yıl olduğunu, kendisine kadar da bu ömürden 5600 yıl geçtiği bilgisini verirken Dünya’nın başlangıcından itibarenki yaşını kastetmemektedir. Bu tarih; belki Hz. Nuh (as) ya da Hz. İbrahim (as)’ın doğumu, Hz. İbrahim (as)’a peygamberlik görevinin verilmesi veya Hz. İbrahim (as)’ın bir yerden bir yere hicreti ya da Hz. Nuh (as)’ın gemiye binip tufanın başlaması ya da tufanın son bulması ya da başka peygamberlerin hayatlarında gerçekleşmiş benzeri başka birçok önemli olayın başlangıç ve bitiş tarihlerine göre belirlenmiş bir takvim üzerinden hesaplanmış olabilir.

Burada önemli olan, Peygamberimiz (sav)’in söz konusu bu takvimin başlangıcı üzerinden Dünyanın ömrünün bu takvime göre 7000 yıl olduğunu ümmetine bildirmesi ve kendisine kadar da bu başlangıçtan itibaren 5600 yıl geçtiğini net bir şekilde bildirmiş olmasıdır.

 

H.28 — Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti: DÜNYA’DAN BEŞ BİN ALTI YÜZ YIL GEÇMİŞTİR. (Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Celaleddin Suyuti’nin tasnifinden Hadisler, Ali bin Hüsameddin El-Muttaki, s. 89)

 

Peygamberimiz (sav)’in hadis-i şerifleri doğrultusunda açıklamalar yapan Suyuti Hazretleri ve Ahmed Bin Hanbel gibi büyük İslam alimleri, İslam ümmetinin ömrünün Hicri 1500’lerin ilk dönemlerini pek fazla geçmeyeceğini yani Hicri 1600’e ulaşmayacağını ifade etmişlerdir:

“BENİM ÜMMETİMİN ÖMRÜ 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK.”  (Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu’l-İlel, s. 89)

“BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN (1000) SENEYİ GEÇECEK FAKAT BİN BEŞYÜZ (1500) SENEYİ AŞMAYACAKTIR.”(Kıyamet Alametleri, s. 299)

 

Bu önemli açıklamalar üzerinden yapılacak kolay bir hesapla Dünya’nın 7000 yıllık ömründen geriye, Hicri 1400 ile Hicri 1500 arasındaki 100 yıllık bir dönemin kaldığı anlaşılacaktır. (Doğrusunu Allah bilir.)

7000 – 5600 = 1400

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, yine Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda şöyle bir açıklama yapmış ve kıyamet vaktiyle ilgili Hicri 1545’leri işaret etmiştir:

 “Ümmetimden bir taife..” fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. “Hak üzerinde olacaktır.” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117) ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. “ALLAH’IN EMRİ GELİNCEYE KADAR” (ŞEDDE SAYILIR) FIKRASI DAHİ; MAKAM-I CİFRÎSİ 1545 (2120), KÂFİRİN BAŞINDA KIYAMET KOPMASINA ÎMA EDER . (Kastamonu Lahikası, s. 33)

 

Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen hadisler ve büyük İslam alimlerinin bu hadisler doğrultusundaki şerhleri üzerinden toplu bir değerlendirme yapıldığında, İslam ümmetinin icabet ömrünün Hicri 1500’leri pek geçmeyeceği ve bu takvimin bitişiyle birlikte İslam ümmetinin ömrünün de ancak çok az bir zaman daha devam edeceği ve ardından da son bulacağı açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Ardı Ardına Gerçekleşen Ahir Zaman Alametleri Hz. Mehdi(as)’in Çıkışının Çok Önemli İşaretleridir

Hicri 1400’e girilmesiyle birlikte ardı ardına hadisteki anlatımıyla “tesbih taneleri gibi” birbirini izleyerek gerçekleşmiş-gerçekleşmekte olan ve aşağıda sadece bir kısmına yer verdiğimiz ahir zaman alametleri bazı kişilerin sözde, “Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru diğer bir yüzyıla kalmıştır” iddiasını tamamen geçersiz hale getirmektedir.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “… eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler.” (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî)

Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların artarda kopması gibi.  (Ramuz-El Ehadis, 277/6; Camiü’s-Sagir, 3/167)

Bu ahir zaman ile ilgili hadislerin ardı ardına ve tüm detayları görülecek şekilde, içinde yaşadığımız Hicri 1400 içinde gerçekleşmekte olması, ahir zamanda beklenen Hz. Mehdi (as)’ın zuhur ettiğini göstermektedir.

Hicri 1400’den beri yaklaşık 35 yıldır arka arkaya gerçekleşen alametlerin hepsi, ahir zaman açısından kesinlikle göz ardı edilemeyecek çok önemli alametlerdir. Ancak, bu alametlerin tamamının bir anda; bir günde ya da bir haftada toplu olarak tahakkuk etmesi mümkün ve mantıklı olmadığına göre, hepsinin vuku bulmaları doğal olarak ayları, yılları, on yılları bulacaktır. Alametlerin arka arkaya ve tek tek gerçekleşmesi için geçecek bu uzun dönem ise Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunun hemen akabinde tanınmayacağını, tanınması için önce ahir zamanda olduğumuzu ispatlayan bu alametlerin gerçekleşmesi gerektiğini göstermektedir.

Kim, Allah’ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?
(Hac Suresi, 15)